21 Ocak 2012 Cumartesi

dilek

Anlık mutluluk, nerden geldiği bazen bilinmiyor..Kimi zamansa biliyorsun de kendin bile inanamıyorsun bu kadar küçük bir sebebin verdiği heyecana, içine dolan yaşama sevincine, keyfine, gülücüğüne..

Mutluluk dediğimiz anlarda saklı olan, kalp ritmini hızlandıran hareketlerdir bence..Ki şu an ben de olan ve hemen klavye başına geçmemi sağlayıp harflere dokunmamı sağlayan..Sebep söylenmeyecek kadar anlamsız ama sonuç kalp ritmiyle yazma ritminin paralelliğiyle ortaya çıkan satırlar..

Günüm böyle küçük bir mutlulukla başladı, okuyan herkese geçsin isterim bu heyecan, günlerinde minik, anlık mutlulukara sebep olsun dilerim.Bu enerjiyi yolluyorum bu yazıya gözü değen herkese..Ve acele etmeliyim gün beni bekliyor tüm lezzetiyle..

Gülümseyen, güzel bir gün olsun hepimize..



19 Ocak 2012 Perşembe

kayıp sesler..


Harflerim kayıp!
Arıyor, bulamıyorum...
Ünsüz harfler geliyor hep dilimin ucuna en sessizinden..Çığlık atmak istiyorum, çıkmıyor sesim..
Ünlü harflere ihtiyacım var kendimi duymam içim..Saklanmışlar..
Galiba ünsüz harflerle dolu bir klavye gibiyim..Yüzlerce kelime ve cümleye gebe..
Sadece noktalama işaretleri  var elimin altında oysa..
Soru işaretleri, ünlemler, üç noktalarla doluyum..
İki nokta üstüste koymak istiyorum artık..
Nokta koymak istiyorum..
Oysa virgül beni hapsediyor..
Dur bir düşün diyor..
Hep net cümleler kurmaya alışmış bu bünye, dokunuyor!
Söylenecek sözler var..
Dur diyor...
Öfke var dinmiyor..
Sitem var sevgiye, duymuyor..
Elbet gelir sıra bana da..
Dizilir ünlüler ünsüzler yanyana..Ve ben olurum o zaman, açılır yüreğimin sesi sonuna kadar..
Kelimeler yarış edercesine birbiriyle, dökülürler dilimden..
Kırıp dökmeden..

5 Ocak 2012 Perşembe

mutluluk






Mutluyum..
Her daim..
Bazen solsa da yüzüm,
Ritmi yavaşlasa da kalbim,
Yada deli gibi çarpsa  yüreğim,
Sorun değil bilirim,
Mutluluk benim yaşama sebebim..
Öyle dünyaların ayağıma serilmesi gerekmez..
Bahşedilenler yeter..

Mutluyum..
Her daim..
Gülümsüyorum..
Elimi uzatıyorum..
Bilgimi paylaşıyorum..
Jestler yapıyorum..
Arıyorum..
Dokunuyorum.
Şaşırtıyorum..
Değer verdiğimi hissettiriyorum..
Dinliyorum..
Anlayış gösteriyorum..
Seviyorum..
Bilmem ki sanırım mutlu edebiliyorum..


Sevgili Ayla sormuş "karşınızdakini nasıl mutlu edersiniz" diye..Ben de şu an ki psikolojimle şiirimsi bir ifadeyle  cevapladım..Tekrar teşekkür ediyorum HANIM İĞNESİ'ne..Ve kabul ederlerse mimlediklerim..

biricitconsungunlugu
cecil
profösör


28 Aralık 2011 Çarşamba

durum komedisi

 


Sesim soluğum çıkmıyordu ve geriye dönüşüm muhteşem oldu..

Sessizliğimin sebebi depresyonun evreleri gibi görünse de değil.

Demeyeceğim, inkar etmeyeceğim yani..

Varlığını kabul etmeliyim ki yokluğunu yaşayabileyim..

Bilmiyorum ki bir arkadaşımın dediği gibi mi?

"Seninki keyfi depresyon"..

Keyfi ya da değil bu yaşıma kadar olmadığım hallerdeyim..

Belki daha önce de yaşadım  hatırlamıyor da olabilirim..

Bildiğim uzun zamandır uğramadığı..

Uğrasın tabi samanlık hep seyran olmaz değil mi ama?

Arada böyle çıkıntılar olacak elbet, marifet aşmayı bilmek.

Aşamasam da zamana aşımı denen bir şey var canım.

Yok yok kendimi teselli etmiyorum ya da ediyorum..

Ben böyleyim şimdilerde işte..

Biliyorum ihtiyacım olan zaman..

Problem yok o zaman :)



not: belgelemek istediğimden yayınlanmıştır..duygu sömürüsü veya bir istek içermemektedir :)

depresif anların iz düşümü



Her şeyin anlamsız geldiği bir zaman.
Yaşama sevincinin zirvesinde oturanlar bile tepeteklak.
Yakınken uzak, uzakken ulaşılmaz, aydınlıkken karanlık, karanlıkken zifiri gelir..Hiçlik tavan yapıp, varlık yerlerde sürünür..
Ve denge bozulur..

Çıkmak istenir, bilinir bir süreçtir ama çıkmaya çalıştıkça daha bir karışır da kördüğüm olur.
Damarlar çekilir, sinirler dolaşır birbirine yumak olur..
Nefes alırken göğüs sıkışırda verirken bir yanardağ misali çıkar soluk, ciğerlerden.

Taşınanlar mı yoksa baş edilemeyenler mi bu hale getirir bilinmez..
Yaşarken farklında olmadan hep değerli olmak için mücadele eden insan, yoksun kaldığı değerlilikten mi varır bu noktaya bilinmez..
Hayaller ulaşılmaz, beklentiler sonuçsuz kaldığından mıdır yoksa?

Sebepler sıralanabilir daha ama sonuç aynı noktaya varıyorsa çözüm nedir acaba?
Kim sorunu yaşarken çözebilmiş ki?
Hangi psikolog kendi çocukluğuna inebilmiş, hangi doktor kendi yarasını tedavi edebilmiş?
Ya zaman akışına bırakılmış ya yok sayılmış ya da sonuçsuz kalmış..
Deva olamamış kimse derde..
Zaman ilaç olmuş yaka yıka..
Kanatarak, kabuklanarak ve her dokunuşta yeniden kanayarak..

Derin derin nefes almak, tüm organları sarsarcasına,
Ağlatanları, ıssız-sessiz bırakılanları, kanatanları söküp atmak istercesine vermek sonra..
Bir daha solumamak yine..
Geride bırakmak ve dönüp arkaya bakmamak..
Değerler hanesinde yerini bulmak..

17 Aralık 2011 Cumartesi

mim


 



Yılın on iki ayına ayrı ayrı  anlamlar yüklemiş biri olarak, hiç bir yılı bütün olarak ele alıp bir beklentiye girmediğimi hatırlattı bana güzel arkadaşım Aynur  bu mimiyle..Her ayın ayrı duygusu, ayrı coşkusu olur oysa ki bende..Umutlar, planlar, bekleyişler sarar yüreğimi mevsim dönümlerinde..

Belki de anlara sahip çıkmayı sevmemdendir, mevsimlere-aylara atfetmem dileklerimi,
hislerimi...Tüm ömre yüklediğimdendir  hayallerimi belki..Ya da aylarla sınırladım ki hüsranlar ve hayal kırıklıkları bütün bir yılı kaplamasın diye..

Dolayısıyla da 2012 yılına dair hiç bir beklentim yok bireysel olarak..Umutsuz-mutsuz olduğumu düşündürebilir bu cümlem ama işin aslı ben daha aralık ayı beklentilerimi tamamlamadım ki..Önce benim için bu özel ve güzel ay görevini tamamlasın sonra bakarız önümüzdeki yıla..

Dünyamız ve ülkemiz  için beklentimiz  zaten ortak..Huzur, sağlık, barış üçlemesi tartışmasız ilk sırayı alır elbet..Sevdiklerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız için gelir ardından iyi dilekler..En favori dileğim ise "herşey  herkesin gönlünce olsun"..Ve tabiki benimki de..

Ama madem mim madde madde istemiş, ben de sahip olduğum sıfatlarla adlandırmak istedim..

1-Kul olarak, yaradanın sevgisini..

2-Anne olarak, kızlarım için her şeyin en iyisini..

3-Evlat olarak, anne-babam için sağlık..

4-Eş olarak, gülümsemeyi ve gülümsetmeyi

5-Dost olarak, gönüllerindekileri..

6-Arkadaş olarak, sadakatlerini..

7-Komşu olarak, haklarına dikkat etmeyi..

8-Kardeş olarak, yüreklerinin gülmesini..

9-Akraba olarak, dirliklerini..

10-Vatandaş olarak, birliklerini..

11-İnsan olarak, dünya barışını..

12-Kadın olarak, hem cinslerimin değer görmesini diliyorum..

Ve şimdi mimlediklerim..

herbiRenk, noblesseile, sessizteyyare, IVIR ZIVIR ENSTİTÜSÜ, hypo, Ayla
 

not:Aynur elimden bu geldi.. Sevgiler..

bu mum geleceğe dair  umut ışığı olarak hiç sönmesin..

15 Aralık 2011 Perşembe

olmazsa olmaz bence



Bir şey var ki eksik olduğunda ben de eksik kalıyorum..Nefes alamıyorum, daralıyorum..Yorgun hissediyorum kendimi..Enerji yoksunu oluyorum..Mutlaka olsun istiyorum.En yoğun günlerde, en kalabalık anlarda, en olağanüstü durumlarda bile istediğim; hani şu deprem anlarında adı sıkça geçen yaşam alanı..

Evet benim için yaşam alanı kendimle kaldığım anlar..Dopinglendiğim, şarj ettiğim kendimi, dinginleştiğim, nefes aldığım, aldığım nefesi oksijene dönüştürdüğüm anlar..Gözlerimin gülümsemesi, kalp ritmimin seyri, iç sesimin ahengi içi gerekli..

Öyle özel bir yer değil, kentimdeysem eğer evimde sessizliğin sesinde kaybolmak..Şehir dışındaysa doğayla baş başa olmak yeter..Doğa derken vahşi doğa değil tabi ki, manzaranın hakim olduğu bir odanın penceresi, belki bir deniz kenarı, durgun bir göl ya da bir orman belki..

İlle de yalnızlık ama her neresi olursa olsun yalnızlık..İstediğim sadece kendimi dinlemek, anlamak..Sıyrılmak her türlü etkenden, açıyı genişletmek uzaktan bakmak yaşadıklarıma..Anlamak, anlamlandırmak..

Üst üste, molalar almadan devam etmek beni zorluyor..Mutlaka duraklamak istiyorum..Sonra yine yeniden devam ediyorum..Daha anlayışlı, daha derin bakıyorum her şeye..Ve hep öğreniyorum.Öğrendiğimi süzüp yaşama geçiriyorum..O farkındalık, yeniden başlatılan bilgisayarın performansı gibi etki ediyor bana.

Böylece duraklamaların, dinlenmelerin benim hayatımdaki yeri daha belirginleşiyor..Uzun, günler süren  zamanlar değil kaliteli bir saat bile bazen yeterli olabiliyor..O zaman daha dost, daha anne, daha kul, daha arkadaş, daha evlat, daha insan olabiliyorum bence..

Harekette bereket olduğu gibi molalarda huzur var diyorum yani..Arınma, algılama, farkındalık ve derinlik var diyorum..Dinlenmiş bir beden, dingin bir ruh, daha verimli bir beyin vadediyor diyorum..

Ya siz?
Bir molaya ne dersiniz?