yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2012 Salı

Anlam-anlama-anlayış







Yataktan kalkarken aldığımız nefesin kalitesiyle başlayan, enerji durumuyla belirlenen, hava durumu, ev durumu, iş durumu ve bilumum durumlarla şekillenen günü; besleyen, şekillendiren ne çok uyaran var aslında..Somurtuk bir yüz, görgü yoksunu  bir insan, kaba bir davranış ne kadar kötü etkiliyorsa; parlayan güneş, gülümseyen yüzler, nezaketi ölçü edinenler bir o kadar güzelleştiriyor.

Bu mevsimde pek de alışık olmadığımız oranda içimizi dışımızı fazlasıyla ısıtan, günümüzü ışıtan güneş imzasını atıyor sonbaharın ortasında olduğumuz bu günlere..Hırkaların, ceketlerin hatta şemsiyelerin özlendiğini düşünüyorum..Her şey zamanında, kararınca olunca güzel ama adını çokça duyduğumuz küresel ısınmanın hediyesi bize, mevsim normallerinde seyretmeyen hava..

Normların ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyor insan, uçlarda yaşananlara tanık olunca..Bu;
kişisel özelliklerle başlar da, hava olayları, ahlaki değerler, sosyal olgular, dünya kriterlerine kadar gelir..

Tabi hep normlar dahilinde geçmez yaşam..İnişler-çıkışlar olduğu gibi durağan haller de mevcuttur yaşamın renkleri arasında..Pürüzler, sıkıntılar, çözümsüz dertler, çözümlü olup da çözülmez gibi görünenler..Kapana kısılmış gibi hissetmeler, çıkmaz sokakların köşelerinde, açmazların kilidinde sıkışmalar, hiç durmayacakmış gibi yağan yağmur, yerden hiç kalkmayacak gibi duran metrelerce karlar ve derin sularda boğulmalar..

Hepsi yaşadığımızın göstergesi, çeşitliliği..Görünen yüzü bu tabi, o sıkıntıların bir de arka yüzü var ki; bunların neden yaşandığı, yaşanırken götürdükleri sandığımız getirdikleri, öğrettikleri, söyledikleri, gizledikleri ve daha neler  neler..

Ama biz şekilciyiz, şekle görünene değer veririz..Ardındaki ihtimalleri, gizemleri görmeyiz göstermeye çalışan olsa da itiraz eder, kabullenmeyiz..Öyle kolay değil hayat, tepside sunulmuyor..Tepside sunulduğunu sandıklarımızın işi daha zor aslında, o da yaşanmadan bilinmiyor..

Sözün özü bir hediye yaşam bize, hediyenin büyüğü küçüğü, güzeli çirkini olmaz..Neyse kabulümüzdür deyip yaşamalı..Bu çeşitliliğin, renkliliğin oluşturduğu farkındalıklarla zenginleşip, en büyük zenginliğin anlayış, anlama ve anlamda olduğunu bilmeli..
Anlamı  anlayıp, anlayışla yaşamalı..
 

11 Ekim 2012 Perşembe

düşünce gezegeninden düşenler







Uykunun geceleri beni terk etmeye başlaması, yaşın kemale ermesinden midir bilmiyorum ama sükunetin hakim olduğu bir sonbahar gecesi katip modunda geçirdi yine beni klavye başına..Yine kendimleyim; yani yalnız, yani çok kalabalık, yani halsiz, yani çok güçlü.Yani çok renkliyim ama bir o kadar da siyah beyaz hatta sepya biraz da, belli belirsiz..Çok eminim kendimden, biraz da şüpheliyim..Yani bir öyleyim bir böyle..İyiyim, mutluyum ama biraz da buruk, hazandayım ne de olsa..

Mevsimlerden sonbahar hüzün zamanı ya, kuralı bozmamak için öyle dedim yoksa keyfim yerinde..Sararmış yapraklar ağaçlarını terk etmiş, yerlerde görsel bir şölen..Sarının tonlarıyla mest ediyorlar, meşk ediyorlar birbirleriyle sanki..Rüzgarı da almışlar arkalarına geziyorlar düşler ve gerçekler arasında..Benim için gerçek bir rüya oysa hayat..Yaşam gerçek mi, yoksa ne zaman uyanacağımı bilmediğim bir rüya mı?Bilmediğimi biliyorum ama, bildiğimi sanıyorum belki de yanılıyorum..

Kesin doğru olduğu kadar yanlışlarla dolu hayat..Hiçbir kesin; kesin değil, garanti hiç değil.En akıllıca gelen çok saçma, saçmalık abidesi dediğiniz ise kimi zaman en doğru..Çelişkilerle doluyum galiba..Doğru bildiğim yanlışlar, yanlış bildiğim doğrular karman çorman olmuşlar..Yoksa ben mi çok karışığım?Hayır değilim aslında, savaşmıyor beynimde artılar ve eksiler..Kabullendiğim zaman durumu, kendimi kandırmadığım zaman, inandığım zaman kendime, yaptıklarımın arkasında durduğum zaman iyiyim, arapsaçı olmamış düşüncelerim.

Meraktayım sadece, endişe hali bu..Yoksa yalnız değilim kalabalıksa hiç değil..Mutlu değilim ama mutsuz hiç değil..Ne çok renkliyim ne de siyah beyaz..Hiçbir şeyden de ne eminim ne de şüpheli sadece meraktayım, endişe hali bu..Gerçek değil, rüya da değil ikisinin ortası.Mutlak doğru-mutlak yanlış değil, her ikisi de olabilir..


Gel-gitler, çelişkiler bu gecenin şarkısı bu, belli..Daha da dalmadan düşüncelere, boğulmadan derinlerde, uyumalı..Yeni günün getireceği aydınlığa kapamalı gözleri.Bilinmezlerde, bulunmazlarda değil yanıbaşında aramalı cevapları..Hatta o bile uzak, kendi düşünce gezegeninde bulmalı..Duygu selinde, yüreğinde, avuçlarının içinde..

7 Eylül 2012 Cuma

ilginenlere yaz sonu durum bildirimi..



Bir güzelliğin daha sonu geliyor..Ben ne kadar kış insanı olsam da yazın muhteşemliğini yadsıyamam..Buruk değilim doğal olarak..Gelecek günler benim en sevdiklerim çünkü..Kentimin bu mevsimini; egenin muhteşem havasına, cennet koyların tarifsiz güzelliğine bile değişemeyeceğimi anladım bir haftalık ayrılık bitince..

Bir saklanıp bir görünen güneş, yaprakları yerinde duramayan ağaçlar, insanın içini ürperten rüzgar, açık pencereden salınan perdeler, sahilin sessizliği hepsi sonbaharın habercisi..Kıyıya vuran dalgaların sesi, gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı..Kainata ve yaratıcısına hayranım yaşadığım her saniye.Ne tarafa baksam ayrı bir doğa harikası görmek, büyülenmek, azameti karşısında sus pus olmak..Kelimelerin yetersiz kaldığı anlar bunlar..Hisleriminse alabildiğine coşkulu, sevinçli mutlu olduğu anlar.Şükür edebiliyor olmayı diliyorum ki, o zaman mutluluğum katmerleniyor..

Şimdilerde bizim evin ritüeli, bir telaş var..Yazlığa veda günleri; toparlanma, evi kapatmaya hazırlanma, kentin kalabalığına karışma, taşınma, yerleşme telaşları..İşler zor olsa da gözümde bir hayli büyüse de vuslat ya yine güzel..

Her şey toz pembe değil, hayat hep gülümsemeyebiliyor  bize ..Zaman zaman hepimizi çok zorluyor..Acılar, göz yaşları, üzüntüler hepsi bize yakın..Ama insanoğlu şaşırtıcı, yaşama isteği zorluklarla baş etme gücünü de veriyor..Umut ayakta tutuyor; yalpalayınca denge, düşünce yeniden ayağa kalkma enerjisi veriyor.

Bu yaz ben zenginleştim.Yeni insanlarla tanıştım.Değişik hayatlar, değişik yürekler tanıdım, dolayısıyla değişik sesler duydum.Normalde bu konuda pek istekli olmadığım ve bayağı bir zamandır bu konuda kendimi sınırladığımı için, iyi geldi bana..Aslında böyle davranmama zamanın bereketsizliğinin sebep olduğunu biliyorum..Var olan dostlara, arkadaşlara, aileye, eşe dosta ayırdığım zamandan çalmama sebep olduğu için uzak duruyordum..Ama bu kez öyle yapmadım..İyi ki de yapmadım..Mutluyumm..

Tatilden dönmeler, okul hazırlıkları, sonbahar telaşları, planlar, programlar..Bu hummalı koşuşturmaca içinde güzellikleri ve anı yaşayabilmek için hareketlenme vaktidir şimdi..Öncelikle okuyanların, sonra hepimizin  gönlünce geçen, güzel günler olsun.


 

15 Mart 2012 Perşembe

yaşamak-yaşam-yaş


 


Beyaz saçlı, fötr şapkalı, elinde gazetesi, takım elbisenin üzerine giydiği paltosu ve tıraşlı haliyle hafif kambur ama vakur duruşuyla seksen seksen beş yaşlarında eski bir İstanbul beyefendisi, yanında yine  o yaşlarda bir amca elinde poşete konmuş ekmeği sohbet ederek yavaş yavaş yürüyorlardı.."Yürümek çok güzel" dedi fötr şapkalı olan, diğeriyse asıl "nefes almak çok güzel" diye cevap verdi..

Yanlarından geçerken kulak misafiri olduğum bu diyalog çok duygulandırdı beni..Kim bilir ne hızlı yaşamışlardı, gençlikleri, orta yaşları ve şimdiki halleri..Farkındalıkları; artık gereken tek şeyin sağlık olduğunu anlamaları..Bitmeyen yaşam telaşının arasında onlar da soluk soluğa kalmışlardı muhakkak..Bugünlerin gelebileceğini hiç düşünmemişlerdi belki de..

Eğitim, iş hayatı, evlilik, ev al, araba al, çoluk çocuğa karış, çocukları yurt dışına yolla derken kendilerini bu halde bulmuşlardı belli..Yaşamın gereklilikleri derken yaşlılığın gerekliliklerine gelmişti sıra..

Tecrübe edinilmişti evet ama bedeli ağır ödenmişti..Pişmanlıklara gebeydi hep gençlik.."Şimdiki aklım bu yaşımda olsaydı"  klişesi onlar için de bir gerçekti..Geriye dönük ne keşkeler vardı içlerinde  kim bilir..

Unları eleyip, elekleri asmakla iş bitmiyordu ama ömür varsa..Sevimli yaşlı olmak gerekti..Gülümseyen, gülümseten yaşlı..Yaşadıklarını anlatırken profesörlere denk yaşlı..Her bir hikayesi tez konusu olabilecek, hayat dersi verebilecek yaşlı..

Üstüne bir arkadaşımın seksen üç yaşında babasını gördüm bugün tesadüfen..İçim eridi yine..Derya deniz bir beyin, saygı sevgiyle yoğrulmuş ve yoğurmuş bir insan, ama beden eskimiş ne çare..Konuşurken belli olan saygısı, selam söylerken ki mütevaziliği, görmüş geçirmişliği bambaşka..

Şimdiki nesile bakınca onların yaşlandığındaki diyalogları düşünemiyorum bile..Günden güne bozulan dilin, adap-edep yoksunu gençlerin üzdüğü kadar geleneksel değerlerin saygının, sevginin ve gösteriliş şeklinin  halen var olduğunu görmek mutlu ediyor..Hele bunları genç birinde gördün mü değmeyin keyfime..

18 Haziran 2011 Cumartesi

müneccim değilim



Satır aralarını okumam çünkü söylemek istediklerimi söylerim ben..Söylememeye karar verdiysem de bitirmeye çalışırım zihnimde onları.Kurup, kaldırıp, tekrar tekrar ısıtıp getirmem kendi önüme, değil ki muhatabına..Sabrederim, şans da veririm karşımdakine..Algı farklılığı derim, bakış açısı derim ikna ederim kendimi savaş etmem kendimle, ettirmem de düşüncelerimi..

Oysa yeni tanışılan bir kişiyi anlamak için sadece söylediklerine değil de söylemediklerine bakmak gerekmiş..Bu yaşımda bu sonuca vardım.Elli yaşını geçmiş, yıllarca neler yaşamış, neler biriktirmiş, ne darbeler yemiş ki almış hayata karşı gardını..Temkinli, kelimeleri söylerken, cümleleri kurarken sürekli mesaj verir hale gelmiş..Söylediği cümlenin havasından hissedeceksin, söyleyemediğini, gölgesini satır arasında sen bulacaksın ki kendini koruyacaksın..Kırılmayacaksın o zaman..

Yıllarca ben söylenene değer verdim, sözün güvenilirliğine inandım ya, satır aralarını okuyamamı müneccim olmamaya bağladım..Şanslıydım sanırım sadece şu ana kadar bir kaç kişiye rastladım..Satır aralarında kinler gizleyen, kompleksler barındıran, güvensiz, zavallı olduğunu düşündüğüm bir kaç kisi..Acıdım onlara, acıttıkları geçtikten sonra..

Böyle geçmez ki hayat, güvenmeden, sevmeden, paylaşmadan geçmez ki..Bir tanesi var bildiğim şu an yapayalnız, sadece yanında kendine esir etttiği iki üç kişi ile devam ediyor hayat serüvenine..Yolun sonunda kalır mı yanında kimse bilemem ama..Tanı koymak değil tabi, depresif kişilikler bence onlar, savaşları kendileriyle aslında ama onu bile farkedemedikleri için karşılarına çıkanlarla uğraşıyorlar..

Bulamamışlar yaşam gayelerini bence, yaradılanı yaradandan ötürü sevmeyi öğrenememişler, kimsenin mükemmel olmadığını anlayamamışlar, insanın, hücrelerinin duygularla beslendiğini de anlamamışlar..Bir bir öldürmüşler kendi hücrelerini de yetmezmiş gibi karşılarındakileri hedef almışlar..

İşte böyle anlatırken bile üzülüyorum onlar adına, yazık diyorum istemsiz..Net ol kardeşim, kurgu yapma..Söylemediğim şeyi, düşünmediğimi bana atfetme..İstesem, düşünsem öyle söylerdim, yapardım da kimse tutamazdı beni..Bırak söylenenden yan manalar çıkarmayı, sese kulak ver, yüreğe bak, yapılanla değerlendir..Arayıp bulduklarınla, kurguladıklarınla değer verirsen sen kaybedersin üzgünüm ben değil!!

                                                   

13 Haziran 2011 Pazartesi

unutmayı unutma!


Günler günleri kovalıyordu sanki bir yere yetişecekmiş gibi..Senenin yine ortası gelmişti..Zamanın hızına   yetişmek için çabalarken, olayların  sindirilmeden yaşandığını düşünüyordu..Gün güne ekleniyor, yaşananlar birbirlerini etkilese de akılda kalan hep en son yaşanan oluyordu..Balık hafızası bu oluyordu demek ki..İyi ki de öyleydi aslında..Eğer olaylar tüm sıcaklığıyla belleklerinde kalsa beyinlerindeki savaşa kimse engel olamaz, barış hiçbir zaman sağlanamazdı..


Unutmak iyi ki vardı..Kimi zaman unuttuklarımızdı bizi ayakta tutan, kimi zamansa unutamadıklarımızdı bizi geceler boyu uyutmayan..Tamamen unutulmadığı söylense de sıcaklığını kaybetmesi bile işe yarıyordu..Düşünüyorum da büyük acılara unutma olmasa nasıl katlanır ki?..En sevdiklerinin kaybı, felaketler, hayal kırıklıkları, kazalar, travmalar..

Unutma olmasa; güdülen kinler, saçılan öfkeler, haykırılan nefretler ortalığı kasıp kavururdu..Umutlar bir bir yok olur, sadece kötülük hakim olurdu insanlar arasında..

 Bu sabah uyandığımda hemen kalkmadım yerimden..Hangi düşünceler alıp beni götürdü  bilemeyeceğim ama çok kızdığım, çok yanlış davranışlarına maruz kaldığım biri geldi aklıma..Oysa uzun zamandır belleğime, düşüncelerime uğramıyor, kötü düşüncelerinden, negatif etkisinden uzak kalıyordum istemsiz olarak..Ya beynim beni korumak adına bunu yapıyordu..Ya da ben kendi adıma bilerek yapıyordum..Sonuç olarak ne kadar rahat olduğumu düşündüm, o düşüncelerden uzaklaşarak..


Yaşam kalitesi dediğin şey sadece maddesel konforla olmuyor aslında..En güzeli düşüncelerle gelen konfor..Rahatsız eden, sinirini bozan insanları, davranışları kendinden uzaklaştırarak elde ettiğin yaşam kalitesi, hiç bir lüksle mukayese edilemez bence..Sarayda, köşkte bile yaşasa insan belleği, sinir hücreleri çöplüklerde geziyorsa ne kadar iyi yaşayabilir ki?


Bu bilince gelmem zaman aldı tabi..Yirmili yaşlarda her şey daha bir hızlı yaşanıyor sanki..Her olaya anında tepki veriliyor..Sanki yaşam o andan ibaret gibi davranılabiliyor..İlerisinin de olduğu, her şeyin sahibinin  zaman olduğu, kişilerin sadece  birer oyuncu olduğu fark edilemiyor nedense..Her şey anlık yaşanıp halledilmek isteniyor..Hal edilemiyor aslında sadece edildiği sanılıp, sinirler bozuluyor..

Sözün özü; ne kadar da mutlu uyandım bu sabah iş işten geçmeden, bana negatif enerji veren insanlardan, düşüncelerden arınmayı başarabilmenin farkındalığıyla güne başladım..Aydınlık, güzel, pırıl pırıl bir yaz gününe merhaba demek istedim..Çürük patatesleri çöp kutusuna atmanın, kokularından ve varlıklarından uzaklaşmanın verdiği hafiflikle..Mis kokular içinde güne uyanmanın verdiği  sevinçle..

10 Haziran 2011 Cuma

beyaz mendil salladım


Ağaçları, bitkileri öyle bilmem ben..Çiçekleri çok severim, yeşilin büyüsüne de hayranım ama görselliğinden, kokularından aldığım hazdan öteye geçmez ilgim..Şu çınar ağacıdır, şu da meşe diyemem öyle yapraklarını görünce..Ama bir tanesi var ki, benim için ağaç o, hayat o, çocukluk o, bitmeyen bir sevda o..

Gölgesiyle, heybetiyle, mis kokusuyla çocukluğuma damgasını vuran, çiçekleriyle odama renk katan, serinliğiyle ürperten akasyalar..Gölgesindeyken oyunlarımıza katılan, saklambaçlarımıza tanıklık eden ağaçlar..


Masamın başında ders çalışırken rüzgarın etkisiyle salınışlarını izlediğim, baharın geldiğini hissettiğim, yazın rüzgarına, seyrine doyamadığım akasyalar..Yapraklarını kopartmayı oyun haline getirdiğim akasyalar..

Dili olsa da konuşsa dediklerimden..Üzerinden yirmi beş yıl geçmiş de daha kimlere, nelere şahitlik etmiş?Kimleri etkilemiş mis kokusuyla?..Kimlere gölgelik olmuş bizden sonra?.Kaç çocuğun büyümesine tanıklık etmiş?Kaç aşka ilham olmuş kim bilir?

Bugün sıcak kasıp kavururken kentimi, akasyaların salıntısında serinledim eskisi gibi..Klimayı çalıştırmadım, nostalji yaptım önce..Ardına kadar açtım perdeleri, rüzgar ılık ılık eserken dinledim şarkısını yine..Ne çok yarenlik etmiştim vaktiyle..

Bazen bir ses, bir şarkı, bir söz alıp götürürken beni eskilere, bugün çocukluğumun ağaçları aldı götürdü beni o güzel günlere..Sandıktan çıkarmadım, naftalin kokusu gelmedi yirmi beş yıl dediysem, o çocuğum ben hala saklambaç oynayan, ağacın altında oturan, hayaller kuran..

Açarken akasyalar yolu kollanan yar'a söylenen şarkıyla bitsin isterim sözüm..
                         

8 Haziran 2011 Çarşamba

gidiş...



 Gözünü ilk açışında dünyaya, selam durduğunda hayata, ilk adımlarını attığında, ilk okula başladığında, ilk mezuniyetinde, ilk aşkla tanıştığında, evlendiğinin ilk gününde, ilk anne olduğunda, çocuğu ilk dişini çıkardığında, çocuğu okula başladığında, ikinci çocuğu olduğunda, sünnet törenlerinde, ... ilkler daha uzayıp gider de giden geriye gelmez..İşte bu ilklerin hepsinde, mutlu, sevinçli, umutlu, coşkulu bir çift gözle, ıslanmış ama sevinç gözyaşlarını akıtarak bakan iki gözle seyretmiş kendi filmini..

 Pişmanlıklar yaşanmış, kıskançlıklar, özlemler içinde geçmiş belki de gençliği..Sıkıntılara meydan okumuş seven iki yürek..Sevgileri dillere destan olmuş kısa süren yaşamları gibi..Öyle bool bol vakitleri olmamış, birbirlerine olan aşklarını doya doya yaşamak için..Uzun görünen ama kısa bir hayat yazılmış onlara..

 Kalan gidenin yokluğuna alışamamış da hep istemiş gitmek yanına..Her isteyenin istediği zaman gidemeyeceği bir yer orası ne de olsa..Kimsenin zamannını tayin edemediği bir yolculuk..Yıllarca isteyip durmuş, sonunda kavuşmuş sevdiceğine..

 Diğer sevdiklerini geride bırakarak gitmiş ama..Yüreğini bırakmış tabi giderken..Hangi anne yavrusundan ayrılırken yüreğini de götürebilir ki? Beden gider belki, toprak olur karışır içine, ruh da görülmez, hissedilmez de, yürek geride kalır..Sevdiklerinin elinde kalır paramparça, burnunda kalır sızlatır, soluğunda, kalbinde kalır sıcacık..

 Hiç yaşamamış gibi olur beden girince toprağa, ruh göçünce başka boyutlara..Yaşanmışlıklar, yorulmalar, dinginlikler, huzursuzluklar herşey yalan olur da bir gerçek kalır,  gidiş..

Dünyadan gidiş, kendinden gidiş, sesinden, nefesinden gidiş..

Her son bir başlangıçtır ya,

Her gelen gidecektir,

Her adım yaklaştırır ya bizi sona,

Her gülüş, ağlayışa yoldur ya,

Her ağlayış yaşartmaz gönlü ne de olsa,

Giden gittiğiyle kalır da geride bıraktıkları, yürekleri paramparça, sanki gerçek gibi ama yalan, sanki oyun gibi ama gerçek yaşarlar bu gidişi..Ağlarken gözler, kanarken yürekler gidene üzüldüğü gibi belki de kendi gidişini görür hisseder..O zaman daha çok ağlar gözler, daha çok ıslanır, paralanır yürekler..Dünyanın kanunu bu belli, her nefis tadacak ölümü..Sırası gelen gidecek..Kalanlar hep üzülecek..

Yağmurdan sonraki toprak kokusu ne de güzeldir..Sevmeyen yoktur, içine  çekmeyen iliklerine kadar hissetmeyen..Derin derin solumayan yoktur sanki..Neden sevilir ki; nasıl bir sevgi bu?
Belki de sona olan sevgi, bitişe-başlangıca, gidişe olan sevgi..

                                   

6 Haziran 2011 Pazartesi

akıp giden zamanı yakaladım şimdi..



Harika geçen bir Pazar günün ardından haftaya dinamik, neşeli  başlamak bambaşka..Elbette günü, dünü nasıl geçirdiğimle ilgili, yarına nasıl bakacağım..Hayatta her şey ilintili birbiriyle bağımsız görünse de.En özgür anlarımda bile bağlıyım aslında dünüme, düşüncelerime..
Özel bir çaba sarf etmedim iyi geçsin diye ama inanılmaz hareketli, keyifli geçti..Aslında her şey detaylarda saklıymış fark etmesem de..Hep görünenle ilgilenilir oysa..Görünmeyen yüzünde gizliymiş aslında güzellikler ki marifet o noktayı görebilmekteymiş..
Hayatım boyunca hep o güzeli görmeye çalışmışım, çoğunlukla da başarmış olduğum için bunu şanslıyım diyebilirim  kendime..Elbette  zaman zaman vardır kalmışlığım, çıkamadığım oyunların içinde..Göremediğim  güzellikler, katlanmak zorunda olduğum yanlışlıklar, çirkinlikler..Hayatın hep rölantide gitmediği, iniş-çıkış ve bir sürü engelle dolu olduğunu fark etmem zaman alsa da hala her şey için zaman varmış gibi hissetmek güzel.
Olmasa da..
Kim bilir belki her şey için çok vaktim var, yapmadıklarım, yapmak istediklerim belki de atladıklarım..Yaşanacak daha çok şey var görülecek çok güzellik.”.Ömür ne artar ne azalır” derler de ömrü daha uzun yaşamış gibi hissetmek dakikalara sığdırdıklarımızla alakalıymış meğer..Zaman artımı bu olsa gerek, altmış saniyeyi üç bin altı yüz salise gibi görüp, yaşayabilmekte..
Acele etmeden ama,  bir telaşa kapılmadan, sindire sindire aynı zamanda süratle..Kaçırmadan en küçük detayı bile, asla boğulmadan hiçbirinde..Her şey benim algımdaymış aslında..Çabuk geçsin istersem bir gün demeli, yok hiç bitmesin istediğimdeyse bin dört yüz kırk dakika yada seksen altı bin dört yüz saniyem var daha diyebilmekteymiş.
Aslında hafta sonundan bahsetmek istemiştim de nedense saniyelerde buldum kendimi..Şimdi sözü uzatmadan  gitmem gerek yaşanacak güne borcumu ödemeye..Saatlerde, dakikalarda gizli olanlarla yüzleşmeye..İnsan  bazen söylemek istediğini değil de kendine yada karşısında gerekeni söylermiş.. Zaman kime gerek değil ki ya da hatırlatmak zamanın çok çabuk akıp gittiği..
not:başlık sadece bir gülmece , yoksa zamanı yakalamak mı?işte orası tam bir bilmece :)

31 Mayıs 2011 Salı

başlangıçlar..


Günler ayları kovalarken geldik mayıs ayının da son gününe..Neden sonlar hep bir burukluk verir de, başlangıçlar sevinç, umut barındırır içinde ? Oysa her bitiş bir başlangıca gebe değil midir? Her başlangıç ise içinde sürprizler saklamaz mı?

O yüzden başlangıçlarda temkinli olsa da insan, hep ümit besler iyilikler adına..Olumsuz olduğunu düşündüğü her şeyin değişebilme ümidini taşır içinde..Bir çaba sarf edemese de bunun için bekler, diler, hayal eder..


Haziran bu anlamda iki kez görevli..Yaza başlangıç olması sebebiyle de bir misyonu var yani..Kim bilir hangi kalpler, yaz için çarpıyor? Ne sebepler yüklemiş, sonuçlar olsun diye..Ne adımlar atmış huzur bulsun diye..Kimi sadece tatil için beklerken, kimi ne derin anlamlarla beklemiş?

Mayıs da aynı umutlarla başlamıştı oysa, belki dilekler buldu yerini..Kalıcı, sağlam başlangıçlar yapıldı..Köklü değişimlere sebep oldu..Bitişler yaşandı, yeni başlangıçlar adına..Bitiş, ayrılık, son kullanım alanı farklı  da olsa hep hüzün barındırıyor içinde sanki..Duygusallaştırıyor istemeden cümleleri..

Yeni, ilk, başlangıç her zaman heyecan veriyor, enerji yüklüyor..Bir gizem saklıyor içinde, merak ettiriyor..Ne de olsa bilinmiyor..Bilinmez hep ilgi çekicidir ya keşfedilmeyi bekler karşında..Günler geçip, zaman izin verdiğinde buna o heyecan bırakır yerini durağanlığa..

Bitiş bir başlangıç öyleyse; hüzne, burukluğa gerek yok..Hep coşkulu, hep ümitli olmalı..Kırmadan umutları, eksiltmeden heyecanı yaşamalı, bitişleri başlangıçları..

Ben kendi adıma dolu dolu bir mayıs ayını tamamladım..İstediklerim de oldu, istemediklerim de..Haziran, yaz benim için de umut dolu, elbette beklentilerim var..Öyle hayati, çok büyük hayaller, dilekler değil ama..Sevimli, can alıcı, minik beklentiler..Dilerim bu başlangıç istediğimiz gibi olsun hepimiz için, gönüllerdekiler olsun..Dilekler yerini bulsun..

                 

28 Mayıs 2011 Cumartesi

bugün orda?


Bugün orda hava bulutlu mu? Güneş yine saklanmış elma dersem çıkacak mı? Yoksa hiç öyle bir niyeti yok mu? Bugün günlerden cumartesi mi orda? Tatil günü diye geç mi kalkıldı, kahvaltılar henüz mü yapılıyor yada?



Bugün orda da tam gezme havası mı? Spor ayakkabıları giyip, ormanda yürüme, fazlaca terlemeden güzel bir yerde dinleme havası mı? Polenlerden rahatsız olup eve kaçma, kitap okuma havası mı?Haftanın yorgunluğunu çıkarmak için evde kalma havası mı?

Bugün  orda çivi çiviyi söker deyip, alabildiğine yorulmak için eğlence havası mı?Yoksa kendini uykunun kollarına bırakma havası mı? Hiçbir şey yapmadan tembel tembel oturma havası mı yada?

Bugün orda yoksa iş günümü? Dosyaların, işlerin arasında kaybolma, delirme havası mı?Yoksa dertlerle boğuşma, sorunların tatil günü dinlememe havası mı? Kendinle baş başa kalma havası mı yada?

Bugün orda temizlik günü mü? Tozların, dağınıkların, çamaşırların arasında kaybolma havası mı?Çocukları gezdirme havası mı? Arkadaşlarınla kahve içip dertleşme havası mı?Fıkralar anlatıp gülmekten ölme havası mı? Sosyal aktivite havası mı yada?

Bugün finallere hazırlanma günü mü? Kitapların arasında kaybolup, testlerden boğulma günümü?Plansız programsız, amaçsız birgün mü yada? Herkesin sizden bir şey beklediği de sizin kılınızı bile kıpırdatmaya haliniz olmayan bir gün mü yada?


Bugün enerjik, dinamik bomba gibi bir gün mü? Melankolik, romantik, duygusal bir gün mü?Göz yaşlarının sel olduğu, düşünce denizinde boğuldunuz bir gün mü yada?

Bugün her neyse yaşadığınız, yaşadığımız gün bugün, hayat bugün..Benim için özel bir anlamı olmasa da evet evet cumartesi bugün..Kapalı, kasvetli bir gün..Kaçırılmaması gereken her gün kadar değerli bir gün.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

minik kalpler..


Birisini mutlu etmek için çırpındığınız oldu mu? Sadece o mutlu olsun diye bir şeyler yaptığınız?Süprizler, hediyeler, güzel sözler ve daha bir sürü şey.. Kimbilir belki de istediğiniz tepkiyi alamadınız..Kuru bir teşekkür, bazen yapay bir gülücük, bazen farkedilmedi bile..


Oysa nasıl da çoşkuyla yaptınız, kalbiniz hızla çarpmaya başladı tepkisini düşününce, alladınız pulladınız da yine olmadı..Biliyorum bir çok sesin buna evet diyeceğini, nasıl da üzüldüğünü, pişmanlık duyduğunu, keşke yapmasaydım dediğini..

Elbette hakkını veren, tadını çıkaran da olmuştur..Emeği göz ardı etmeyen, nezaketin, inceliğin kıymetini bilenler de çıkmıştır..Yere göğe koyamayanlar, çocuklar gibi sevinip, çığlıklar atanlar da vardır..

Nasıl da düşünmüş, üzerinde titizlikle çalışmış, zaman harcamışsınızdır kimbilir o, beş on dakikalık sevinç ve coşku için..Siz, mutlu etmek istediğiniz kişiden daha çok mutlu olmuşssunuzdur hatta..İçiniz içinize sığmamıştır  bilirim..

Tüm bu zorluklar, bir yetişkini mutlu etmek için verilen çabalar..Bir çocuğu mutlu etmek ise ne kolay..Bazen bir gülümseme, başını okşama, göz seviyesinde buluşma, elini tutma, bir şeker, bir çikolata yeter o minik kalpleri güldürmeye..

Bugün ben o minik kalplerin birkaçıyla beraberdim..Yürekten gülümsedim onlara, hemen cevap verdiler minicik kalpleriyle bana..

Bir çocuğun sevgisinden masum ve değerli ne olabilir ki?Top oynadık, balonla oynadık beraber..Gözleri güldü, gönülleriyle beraber..Benim de yüreğimi güldürüp, neşelendirdiler...Onların masum gözlerinden baktığımda, ben de gülümsedim bizlere..

O saflığı kaybetmiş olsakta, minik yavrulardaki geleceği, hayali, sevinci , umudu yaşamak çok zevkli..Akşam üstü fıskiyeden ıslanan, şen kahkalar atan çocuklar gibi, mutlulukları şartlandırmasak keşke, koşula bağlamasak..Biz de öyle kolay gülsek, gülümsesek..
                 

24 Mayıs 2011 Salı

bahane..

                                                

Aynadaki aksime baktım bugün..Gözbebeklerimde gizlenmiş ne acılar, ne sevinçler gördüm..Ne heyecanları, ne çoşkuları seyretti bu gözler..Az damlalar akıtmadı, kah sevinçten kah üzüntüden..Kimi zamansa içine akıttı yaşlarını bu gözler..

Yine de hep gülmek istedi bu gözler, gülmeye daha yatkın oldu..En olmaz anlarda bile gülmeyi seçti..Bilirdi çünkü yüzü güldürmek kolay, sahte bir tebessümle bile yüz güler..Ama gönül gülmezse gözler gülmez..

Elbette gönlü güldürmek zor zanaat..Öyle hemen kırılıvermeyeceksin, sabredeceksin, başedeceksin, herşeyi duymayacaksın, duyarsan da olumlayacaksın, görmen gerekmeyen şeyleri görmeyeceksin, görsen de..Riyakar olacaksın demiyorum tabi ki..Hoş görülü olacaksın, yumuşak olcaksın, sinirleri aldıracaksın..

Sesleri duyar gibiyim bu mümkün mü diye?Tabi ki kolay değil ama sayılı ömrü harcamamayı, giden yıllara pişman olmamayı sağlamak...Öyle de böyle de geçecek, güzel geçmesi için çaba sarfedebilemeyi başarmak..

Düşünüyorum da bazı materyallere sahip olmak için harcadığımız emeği, düşünceyi kalbimiz, ruhumuz için harcaybilsek ne gülen yüzlü, gülen gönüllü insanlar olurduk diye..Ama seyreden dünya aleminde bizleri hep farklı yönlere çekmekte başarılı olan politikalar var ya ruhumuzu bile ele geçirdiler..

Değerlerimizi çaldılar, ruhumuza el koydular..Mutlulukları maddeyle bağlantıladılar.Tamam biz de yardımcı olduk onlara, sahip çıkmadık özümüze, işlerini kolaylaştırdık..Bizler yine bunun farkındayız bir varlığı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz..Ya gençler , çocuklar onlar görmediler ki, hayatı bu sanıyorlar; ruhsuz, materyalist bir şekilde tanıyorlar..

Oysa bir kahvenin kırk yılı hatrı olan, komşusu açken uyuyamayan bir millettik..Bunları hatırlayıp tekrar uygulamaya geçirebileceğimiz, çocuklarımıza bunlar hatırlatabileceğimiz günlerimiz olsun önümüzde..


Çok sevdiğim, uyguladığım ve hiç bıkmayacağım bir söz..
"Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül bir dost ister kahve bahane"..
Kimbilir şimdi de yazı bahane..

sevgiler..
            
            

16 Mayıs 2011 Pazartesi

kovalamaca

                                                                     
                                
                            
Günler günleri kovalarken, akrebin acelesi varmış, bir yere yetişecekmiş gibi kendini takip eden yelkovanla birlikte geldik 2011' in ortalarına..

Bilmem siz de benimle aynı fikirde misiniz ama yetişemiyorum ben zamanın hızına..Zamanın bereketsizliğine, yetersizliğine, verimsizliğine..Ne kadar erken güne başlasam da günün koşturmacası, büyük şehrin hengamesiyle, yoruculuğuyla birleşince kısıtlanıyor zaman..Günler saat, aylar gün hızıyla geçiyor...

Zaten hiç bir şey anlamadan gelmişim kırk yaşıma..Yirmi yılı bekar yirmi yılı evli..Yirmi yıl mı? Aman Allahım ne zaman geçmiş, geriye dönüp baktığımda abartmıyorum yirmi ay gibi..Yirmiden yukarı çıkarken umutlarla, beklentilerle, coşkularla çıkılıyor..Gençsin işte hayaller daha bir anlamlı, daha bir ulaşılası.Hiçbir şey olmaz gibi imkansız görünmüyor..


Daha bir hızlı düşünüp, daha bir hızlı hareket edebiliyorsun..Düşersen kalkarsın çünkü, o gücü kendinde buluyorsun..Hangi zorluk seni yıldırabilir ki, yapacaklarının önündeki basit engeller işte sırayla aşarım diyorsun..Diyorsun da işte aştığında bir bir hepsini, bir bakıyorsun gelmişsin kırkına, elline..

Acaba değer miydi diye düşünüyorsun, çabaladıkların, savaştıkların?Onlar gerçek isteklerin miydi yoksa dayatılan hedefler mi? Ne oldu anlamadan işte oldu bittiye geliyor hayat..Sanki çok uzunmuş gibi gelen yıllar, bir solukta bitiverince şaşkına dönüyor insan..

Uğraş bitmiyor bir de..Tamam bitse hayat bitecek ama, hep bir oyalanma sebebi var işte..İnsan gençken anlayabilse, görebilse varabileceği noktayı hiçbir şey o kadar önemli olmayacak aslında ama..O da gençliğin cilvesi bize, dalaveresi..Hep gülümsüyor, gülümsetiyor hayata..İyi ki de öyle yapıyor.. Amaaann yapmasa da zaten varılan nokta belli, bari öyle güzel, cilveli geçsin gençlik değil mi?

Zaman diyordum, kaybedilince geri gelmeyeceklerin başında geliyor..Her şeyin telafisi var da bir öleni bir de zamanı geriye getiremiyoruz..Gidene eyvallah artık sözümüz yok ta bugünü, yarını kaçırmasak bari..Hatta anı yakalasak..


Yaşadığı her anın keyfini almayı seven biri olarak bile dönüp geriye baktığımda her şeyi daha doya doya yaşasaymışım diyorum, daha tadını ala ala..Kızlarımın bebeklerini mesela, hastalık, iştahsızlık, uykusuzluk diye diye geçirdim sızlanarak, hep büyüsün diye bekleyerek..E büyüdüler işte gelmez sandığım günler geldi, hem de pek çabuk geldi..Bugünleri de bir başka güzel..O zaman bugünlerin tadını çıkarmalıyım,  geçmişin güzel anılarıyla birlikte..

Yarının ne armağan edeceğini bilmeden günü yaşamalı sonuna kadar..Sıkıntısı da olsa içinde derdi, kederi de  sağlıkla nefes alınan her an güzel..Yazarken bile rahatladım şu an ne mutlu ki bana düşündüklerimi yazabiliyorum, paylaşabiliyorum..Bunu yaparken kaybettiğim her saniye kazanca dönüşüyor ben de..

Ne yapalım varsın hızlı geçsin zaman, varsın hiç yetişemeyelim, kaçan günler onda kalsın ne yapalım!!Biz de gelecek saatlere bırakalım umutları, hayalleri..Gelecek saniyelerden, saliselerden medet umalım..O kaçsın biz yakalamaya çalışalım..Bir çocuk gibi kovalamaca oynayalım..

                        

8 Mayıs 2011 Pazar

mayısın ikinci pazarı..

                                    

                                               

Bayram sabahı gibi erken kalkıldı..Uykulu gözler; sanki bırakın daha uyumak istiyorum der gibisiyse de , yarım saat içinde hazırlanıp çıkıldı..Hava  bir bayram havası, tam bir bahar havası gibiydi..


Önceden ayırtılmış olan yere doğru gidilirken istanbul'un boş trafiği de ilgi çekici olmuştu..On buçuk olmadan varıldı gidilecek yere..Sanki bir kır düğünü vardı..Çimlerin üzerine atılmış tüm masalar bembeyaz bir şekilde hazırlanmıştı.."Bizden de erken gelen varmış" dedirtecek kadar aile yerlerini almışlardı bile..

Masalarda annelere alınan çiçekler gözlere çarpıyor, kimi kocaman kimi küçücük paketler, az sonra sahiplerine verilmeyi bekliyordu..Garsonlar büyük bir koşturmaca içinde gelen konukları ağırlamak için seferber olmuşlardı..

İnsanların yüzlerindeki mutlu ifade, hoşuma gitmişti..Annelerin değeri bir günle , ya da herhangi bir hediyeyle ölçülemezdi tabi ama, jestler kimi mutlu etmezdi ki..

Gölün etrafındaki bir kaç restoran aynı zarafette hazırlanmış anneleri ağırlıyordu..Kahvaltılar  keyifle yapılırken, eşlik eden hoş sohbetler, üzerine içilen kahveler, sahiplerini bulan hediyeler, kuş sesleri, pırıl bir hava, hafif esen rüzgarla birleştiğinde ortaya nefis bir gün çıkıyordu..

Organizasyondaki eksikler, servislerdeki gecikmeleri saymazsak güzel bir bahar sabahı daha belleklerimize kazınıyor, sağlık , huzur, mutlulukla geçmesini dilenen diğer günlere selam duruluyordu..

Tüketim çılgınlığı, ticaret, pazarlama, dayatma gibi türlü yorumlar yapılsa da, bir anne olarak güzel bir gün geçirmemize vesile olduğu için, e tabi hediyelerim, çiçeklerim için :) ben seviyorum bugünü, evlat olarak da anneciğimin emeklerinin bir nebzesinin bile yerini tutmayacağını bile bile ona hediyesini alıp, küçük bir teşekkür fırsatı verdiği için seviyorum.

Anneliği tattırdığı iki güzel evlat için, böyle sevgi dolu bir anne verdiği için yaradana sonsuz şükrederken, bu güzel güne katkısı olanlara da teşekkür ediyorum..Tüm annelere evlatlarıyla güzel günler diliyorum..

3 Mayıs 2011 Salı

ön yargı..

Ahhhh şu ön yargı yok mu? Anlamadan, dinlemeden dünden bugüne getirilenlerle karar vermek..Yargısız infaz gibi bir şey..Genellemek, istisnalar kaideyi bozmaz ilkesini unutmak hata bence..Ama sanırım bir çok insan bunu yapıyor..Ben de asla yapmıyorum diyemem..Fark etmeden yapıyor bile olabilirim..O kadar içimize işlemiş ki leb demeden leblebiyi anlayıp, karşımızdakine fırsat vermeden hüküm giydirmek..

Ben de bugün kurban rolünü üstlendim..Söylememe açıklamama izin verilmeden giydim hükmü.Genellemelerin kurbanı oldum..Oldum da çook üzüldüm..Hak etmediğimi düşündüğüm hatta düşünmek ne kelime emin olduğum bir kefeye kondum..


Kendi üslubumla nezaket dahilinde sözümü söyledim ama..İçim kırıldı bir kere çok incindim.Kişiliğime yapılmış bir davranış olarak algıladım..Nasıl çözebilirim  diye düşünmeme fırsat kalmadan, gelen özür telefonu ve ardından gelen özür görüşmesi tekrar hatalı olduklarının söylenmesi rahatlattı beni..İçimde halletmeme gerek kalmadan İlgili şahıslar tarafından çözümlendi..

Bir kez daha anladım ki haksızlık insanın canını çok acıtıyor..Konu ne kadar basit olursa olsun, yanlış anlaşılmak çok üzücü..Emin olduğu düşünülen konuda bile karşı tarafa söz hakkı vermek gerekiyor..Sadece söz hakkı vermek de yetmez elbette bir de dinlemek gerek can kulağıyla, ne anlatmak istiyor diye..

Anlamak, anlaşılmak adına  etkin dinlemek gerek..Sabırla cümlelerin tamamlanmasını beklemek, ne anlatılmak istendiğini özümsemek..Ona göre değerlendirmek..Anlatıların tarafsız, yorumsuz dinlendiği, iyice anladıktan sonra fikir yürütüldüğü diyaloglar olsun ..Ön yargıdan uzak, empatiye yakın olsun...Olsun ki ortak alanları, ortak yaşamları paylaşan  insanlar huzur bulsun, denge bulsun..
                                 
                                             

22 Nisan 2011 Cuma

çelişki..

                                                   

Uzaklaşmak geldi içimden bilmem neden? Sanki birilerine kırıldım, bir duygu uzaklaştırdı beni düşüncelerimi yazıya dökmekten..Kırgınlığım kendime diye düşündüm önce, bilgisayarın karşısına geçtim her zamanki gibi; maillerime baktım, izlediğim blogları ziyaret ettim, gazetelere, haber sitelerine uğradım..Yeni kayıt sayfası açtım, açtım, baktım, bir iki cümle yazdım sildim..Bunu farklı zamanlarda üç beş kez tekrar ettim..Sonra bıraktım bir daha hiç uğramadım yazmak için, izlediğim blogları da okumadım..

Kime küstüm acaba dedim, ne oldu bana ? Yoksa kelimelerle arama bir şeyler mi girdi? Yazmak mı anlamsızlaştı ya da? Düşüncelerimi kendime tekrarlamayı mı seçtim? Belgelemekten mi korktum hislerimi? Bildiğim, bilmediğim okuyucularımdan mı çekindim yoksa? Beni yanlış mı anlarlar? Yoksa kendimi yanlış anlatmaktan mı korktum?

Yüzeysel mi yaşadım bu bir haftayı? Olağanüstü bir hal mi vardı ki? Hayır alabildiğince sıradan, olağan bir haftaydı..Sadece yazmak olmayınca uzaklaştığım, daha bir cevapsız kaldı sorularım..Okumaktan, dünyalarına girmekten keyif aldığım bloglarıda ihmal edince kendimle çeliştim..Son beş ayın benim için en keyifli olduğunu düşündüğüm anlarından vazgeçtim çünkü..


Yasaklı günlerinde oysa ne kadar üzülmüş, kendimi nasıl yalnız hissetmiştim..Bloğuma girebilmek, yazabilmek, okuyabilmek için her türlü yolu denemiştim..Sabahlarımın ve gecelerimin olmazsa olmazı haline gelmişti oysa..Benim iyi dostum olmuştu kısa sürede..Kızgın olduğum zaman beni sakinleştiren, üzgün olunca hüznümü dağıtan, mutluluğumu artıran, beklentisiz, tepkisiz, nötr dostum benim..O hala beklemiyor biliyorum ama ben haksızlık ettiğimi düşündüm..

Sadece yazmadım, okumadım değil düşünmedim de ben..Aklıma gelen düşünceleri hemen sildim, elimin tersiyle ittim..Bilmem belki de mola verdim..Düşüncelerimin derinliğinden ayrılmayı tercih ettim..Kim bilir belki de alacağım kararlardan korktum..Yapabileceklerim, yapamayacaklarım engelledi belki de beni..Bilinçaltımın bir oyunuydu sanırım..Yaparım ben bunu zaman zaman, baş edemediysem düşüncelerimle, kavga ediyorsam kendimle, çelişiyorsam hareketlerimle kaçarım kendimden ve herkesten..İnzivaya çekerim belleğimi, kalbimi..Uzaklaşınca hepsinden bir süre yeniden başlayabilirim, yeni bir sayfa açabilirim..

Elbette eksik kaldım ben bu sürede, yarım hissettim kendimi..Sonra bu satırlarda buldum çareyi..İfade etmek istedim, neden yoksun bıraktığımı kendimi..Hemen açtım sayfayı başladım kelimelerimi buluşturmaya önce kendimle sonra umarım sizlerle..Kaldığım yerden başladım dostları okumaya..Kızdım yine kendime dolaşırken bloglarda..Paylaşılan tüm postları okumaya başladım..Bayağı birikmiş, şimdi keyifle okuyorum hepsini..Yine geldim, burdayım..

Mutluyum..

Gülümsüyorum..

görsel: web

7 Nisan 2011 Perşembe

kelimeler..

                             

Kimsenin tercih ederek gitmediği, adı anıldığında olumlu bir düşünce çağrıştırmayan, olmazsa olmaz bir yerdeyiz dokuz gündür..Başta korkarak, çok mutsuz bir şekilde geçen hastane günleri, son dört beş gündür yerini neşeli,  mutlu anlara  bıraktı..


Birisi eksik olsa da bugün üç kardeş hastanede gülmekten bir hal olduk.Belki de yan odalardaki hastaları rahatsız eden kahkahalar attık..Neden mi? Sessiz film, tabu ve kendi buluşumuz olan kelime oyunları ile çocuklar gibi eğlendik..

Kırklı yaşlara girdik ama neşemizden bir şey kaybetmedik..Yine çocukluk günlerimizdeki gibi eğlendik, eğlendirdik..Hatta bu eğlenceye telefonla kelime sorarak üniversite gençliğini de dahil ettik..Şüpheli kelimeleri google da aradık, iddia ettik, kızdık, kızdırdık.

Belki bugünün çocukları bu oyunlarla eğlenemez, hatta tuhaf karşılarlar "bu da bir eğlence şekli mi diye".. Bizim çocukluğumuzda oyuncak pek yoktu..Ben ablama, abilerime göre şanslıydım bir iki plastik bebeğim, kocaman bir pembe panterim, şebnem kağıt bebeklerim vardı, ama en sevdiğimiz oyuncağımız kelimelerdi..

Entellektüel bir aile değil, tam geleneksel bir karadeniz ailesiydik oysa..Babamın olmazsa olmazı her sabah evimize giren, önce kimin okuyacağı için üzerine kavgalar edilen bir gazetemiz vardı..O sayede tanıştık kelimelerle, çözdüğümüz bulmacalarla, spor haberleriyle, aktüaliteyle..


Ve bir daha hiç ayrılmadık onlardan, yine en sevdiğimiz onları birleştirerek oluşturduğumuz cümlelerden..Kelimeler oyuncağımız oldu evet, ama biz onları kullanarak oynamadık kimselerle..

Güvenin, sevginin yerini hiçbirşeyin dolduramayacağını anladığımız günlerdeyiz şimdi..Zor günlerde birlik olmanın, özverinin, emeğin önemini anladığımız günler..Elbette bunlar bildiğimiz değerler, ama zaman zaman unutulan ve hatırlanması gereken..

Günün sonunda şunu söyleyebiliyorum; kardeşlik güzel şey :)
Ötesi yok bence..
                               
                                                                

1 Nisan 2011 Cuma

rağmen sevgi..

                                                                                       

Bugün bir yardım toplantısındaydık arkadaşlarla..Güzel otantik bir mekan, ney eşliğinde, gönül hoşluğuyla geçen bir kahvaltı..Farklı beyinlerin, farklı fiziklerin, ortak bir noktaları vardı..Kahvaltı midelere doygunluk hissi vermişti evet ama, ruhlara aynı hissi verense, ortak nokta olan yardım edebilme duygusuydu..


Konuşmacı sahne aldığındaysa gönüller daha bir hoş olup, huzur bulmuştu..Konuşmanın bir yerinde sevgi türlerine değinildi..Daha önceden bildiğim, sizlerin bildiğini düşündüğüm bu konuyu tekrarlamanın yararı olacağını düşünüyorum..

Eğer türü sevgi; bir koşula dayandırılan.Eğer şöyle yaparsan seni severim, şöyle yapmazan sevmem gibi..Kimse sanırım böyle bir sevgi istemez.Çünkü türü sevgi; seviyorum çünkü güzelsin, seviyorum çünkü akıllısın gibi..Bu da çok tercih edilmez sanırım. Sahip olunan vasıf herneyse, kaybolduğunda sevgi de kaybolacaktır çünkü..


En kabul göreneni hatta tercih edileniyse; rağmen sevgi..Seni şöyle olmana rağmen seviyorum, ya da şöyle olmamana rağmen seviyorum gibi..Ne kadar önemli değil mi? Sanırım sessiz kalabalık o an kendini sorguladı, acaba kim tarafından rağmen seviliyor, kimi rağmen seviyorduk diye?

 
Belki, bir yada bir kaç cevap bulmuştur herkes kendince..Ama en özel cevap ne evlattı, ne aile..Bizi sevabımızla, hatamızla, günahımızla seven Rabbimiz..Ve bir çoğumuz bu en özel sevgi biçimiyle sevildiğimizin  farkında  bile değiliz kimbilir..

İyiliğin, insanlığın, merhametin, paylaşmanın vurgulandığı, hissedildiği bu güzel toplantıdan sonra, iç huzuruyla ayrıldık mekandan..Yine güzel bir amaca hizmetle hasta ziyareti yaptık..Gönül aldık, umut verdik, umutlandık..Sevgi verdik, aldık..


Varoluş amacımızı hatırladık, tebessümün, küçük bir jestin, basit bir yardımın hangi kapıları açacağını, hangi gönülleri mutlu edeceğini, birlik beraberlik gücünün önemini  bizzat yaşadık..Kimi zaman yorulan, bıkan, ümidini kaybeden yüreklerimizi tazeledik..


Bunları hissedebildiğim, insanca duyguların hala varolduğunu görebildiğim için mutluyum, umutluyum.Sevgi halka gibi olsun, bir yenisi daha, bir yenisi daha eklenerek kocaman olsun..Nesillerden nesillere aksın..İyilik, insanlık ölmesin, kalıcı olsun..                                      

24 Mart 2011 Perşembe

gülmeyin..


                               
                                                      

Ne kadar klişe bir söz ‘korkularının üzerine git’..En sevmediğim klişe budur işte..Kardeşim korkularımın üzerine gidecek kadar cesur olsam, korkamam korktuklarımdan.Aman Allah’ım ne korkunç bir cümle oldu..

Tamam benim de korkmadığım bir şey yok ama ne yapabilirim? Korkuyorum, korkularımla baş edebilme fikrinden bile korkuyorum.Korkmayan biri yada korkuları az olan biri korkusuz yaşamanın ne kadar özel ve güzel bir durum olduğunu hayal bile edemez..

Dünyayı paylaştığımız diğer canlı grubu ( hayvan denmesinden rahatsız olanlar için ) içerisinde korkmadığım bir tür yok desem inanır mısınız bilmiyorum? Ve sadece yüksek binalarda, penceresinde sineklik olan evlerde rahatça oturabildiğimi bilseniz yadırgar mısınız?

Onun dışında bulunduğu her yerde bir herhangi bir kuş, böcek ve bilimum hayvanlar çıkacak korkusuyla tedirgin olarak yaşayan bir insanım..Yolda yürürken yanından kedi mi, köpek mi geçecek diye dönüp dönüp arkasına bakan, dışarıdan son derece paranoyak görünen bir insan..


 Çok zor böyle yaşamak, özellikle bahar ve yaz aylarında..Açık mekanlara gidilecek ve ben hep korkular içerisinde oturacağım..Herkes o yerin keyfini çıkarırken, ben radar misali onları takip edip, yerli yersiz çığlıklar atıp, sandalye devirip, kaçıp, saklanıp, komik durumlara düşeceğim..

Beni görüp yargılayanlara sesleniyorum..Hayır ben hayvan düşmanı değilim, tabi ki bende sevmek isterdim onları diğer insanlar gibi..Elimde değil sadece çok korktuğum için tepkim..Ben istemez miyim sanıyorsunuz, sizler gibi kayıtsız kalsam; yanımdan, arkamdan geçip gitseler? Ya da ben de dokunabilsem ve sizler gibi hissedebilsem, bir bebeği sever gibi sevebilsem..

Olmuyor işte hayali bile ürkütücü desem, abarttığımı düşünürsünüz.Herkes yaşadığını bilir derler ya aynen öyle..Yine korkularımla baş başa bir bahara merhaba demek zorundayım..Balıkçıya gidemem, parklarda rahat edemem, herkesin keyif aldığı piknikler ise benim için ütopya..


Tedavi olmamı istiyor yakınlarım ama anlamıyorlar, korkmayıp onlara yakın olduğumu düşünmekten
bile korkuyorum..Neden mi bu konuya değindim? Bir gün bir yerde karşılaşırız belki, belki de benim kadar korkan birileriyle karşılaşırsınız da onu yadırgamayın, gülmeyin, kızmayın diye..

Korkularda anlam aramayın lütfen..Ne kadar saçma da görünse gözünüze, durun bir düşünün..Kocaman insanlar o duruma düşmek ister mi, kimbilir ne kadar çaresizler ki öyle davranıyorlar?

Bir grup mu kursam acaba? Korkaklar grubu J..Bu gruba dahil olacak kadar cesurlar varsa beklerim..Korkaklar grubunun kapıları,  korkmayanlara da açık elbette J..