yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2012 Perşembe

düşünce gezegeninden düşenler







Uykunun geceleri beni terk etmeye başlaması, yaşın kemale ermesinden midir bilmiyorum ama sükunetin hakim olduğu bir sonbahar gecesi katip modunda geçirdi yine beni klavye başına..Yine kendimleyim; yani yalnız, yani çok kalabalık, yani halsiz, yani çok güçlü.Yani çok renkliyim ama bir o kadar da siyah beyaz hatta sepya biraz da, belli belirsiz..Çok eminim kendimden, biraz da şüpheliyim..Yani bir öyleyim bir böyle..İyiyim, mutluyum ama biraz da buruk, hazandayım ne de olsa..

Mevsimlerden sonbahar hüzün zamanı ya, kuralı bozmamak için öyle dedim yoksa keyfim yerinde..Sararmış yapraklar ağaçlarını terk etmiş, yerlerde görsel bir şölen..Sarının tonlarıyla mest ediyorlar, meşk ediyorlar birbirleriyle sanki..Rüzgarı da almışlar arkalarına geziyorlar düşler ve gerçekler arasında..Benim için gerçek bir rüya oysa hayat..Yaşam gerçek mi, yoksa ne zaman uyanacağımı bilmediğim bir rüya mı?Bilmediğimi biliyorum ama, bildiğimi sanıyorum belki de yanılıyorum..

Kesin doğru olduğu kadar yanlışlarla dolu hayat..Hiçbir kesin; kesin değil, garanti hiç değil.En akıllıca gelen çok saçma, saçmalık abidesi dediğiniz ise kimi zaman en doğru..Çelişkilerle doluyum galiba..Doğru bildiğim yanlışlar, yanlış bildiğim doğrular karman çorman olmuşlar..Yoksa ben mi çok karışığım?Hayır değilim aslında, savaşmıyor beynimde artılar ve eksiler..Kabullendiğim zaman durumu, kendimi kandırmadığım zaman, inandığım zaman kendime, yaptıklarımın arkasında durduğum zaman iyiyim, arapsaçı olmamış düşüncelerim.

Meraktayım sadece, endişe hali bu..Yoksa yalnız değilim kalabalıksa hiç değil..Mutlu değilim ama mutsuz hiç değil..Ne çok renkliyim ne de siyah beyaz..Hiçbir şeyden de ne eminim ne de şüpheli sadece meraktayım, endişe hali bu..Gerçek değil, rüya da değil ikisinin ortası.Mutlak doğru-mutlak yanlış değil, her ikisi de olabilir..


Gel-gitler, çelişkiler bu gecenin şarkısı bu, belli..Daha da dalmadan düşüncelere, boğulmadan derinlerde, uyumalı..Yeni günün getireceği aydınlığa kapamalı gözleri.Bilinmezlerde, bulunmazlarda değil yanıbaşında aramalı cevapları..Hatta o bile uzak, kendi düşünce gezegeninde bulmalı..Duygu selinde, yüreğinde, avuçlarının içinde..

31 Temmuz 2011 Pazar

yalnızlık



"İnsan yalnız doğar, yalnız ölür." Yüzeysel olarak okunduğunda çok klişe bir cümle..Derin düşünüldüğündeyse iç karartıcı, karalar bağlatıcı türden..Bir çoğu tarafından kabul görmeyen bir gerçek..Sahte kalabalıklara aldanan, kendini yalnız olmadığı dönemlere kaptırıp, hep öyle olacağına inandıranlar için, anlamsız bir gerçek..

"Hayat" bize armağan edilen, her anında başka bir anlam barındıran yaşanılası hayat..Bir çok şeyle özleştirilir de bana en yakın geleniyse merdiven...Basamaklardan ibaret bence hayat..Her basamak başka durumlar içermekte..
Yukarı çıktıkça, yaşam kalitesi de yukarı çıkmıyor her zaman..Ya da inişe geçildiğinde her konuda iniş olmuyor..

İşte o basamaklarda bazen varlıklarından mutlu olunan, bazense geride bırakılıp üzeri örtülmek istenen kişiler girer hayatlara..Onlar yalnız olmadığı hissi uyandırır insanda ama basamak değiştiğinde ya geride kalırlar ya da beraber gibi görünse de derin yalnızlıklara terk ederler insanı..

En derin yalnızlıklar en kalabalıklarda olmaz bazen..Ailesinin, en sevdiklerinin yanında, en güvende olduğunu hissettiğinde belki de  en yalnızdır, en korunmasızdır insan..En savunmasız anında, en zayıf olduğunda en yalnızdır..O zaman kalabalıklar önem taşımaz işte..Hatta daha da yalnız olmak ister, ses duymak istemez kaldırabildiği tek ses, kendi sesidir..Kimi zaman ona bile dayanamaz..

O basamakları ön göremez insan, her basamakta yaşayabilecekleri kendi içinde gizlidir..Bilebilse belki ona göre davranır, gardını alır, düşmez yalan kalabalıkların büyüsüne, rehavetine..Sonra vakti gelince anlamanın hayatta yalnız olunduğunu, kötü hissetmez o kadar kendini..

Severim ben yalnızlığı, bilirim insan ne kadar sosyal bir varlık olsa da, eşsiz, dostsuz, arkadaşsız yapamasa da yalnız gelmiştir, yalnız gidecektir..Yol boyunca ona yarenlik edenler olacaktır..Hepsiyle farklı kazanımlar edinecek, farklı paylaşımlar yaşayacaktır..

Seçim bu noktada devrede, o yol arkadaşlarını seçmede..Ruhların aynı tellerden çalanlarını bulmakta marifet..Eğer o denk gelirse işte zaman, yalnızlık bile güzel olur..

şarkı bu..

kendimle baş başa



En sevdiğim anlar, herkesin uykunun kollarına kendini bıraktığı, ya da odasına çekilip kendisiyle baş başa kaldığı saatler..Onların yokluğu değil elbette bana iyi gelen, benim kendimle kalmam vazgeçemediğim..Günün yorgunluğuna rağmen hemen uyku moduna girmeden, usulca kendimle konuşmak, bir kaç sayfa okumak, belki bir kaç blog ziyareti, sosyal paylaşım siteleri ya da şu an olduğu gibi bir şeyler karalamak..

Karalamak sanki kötü bir tanımlama gibi geldi bana..Ben karalamıyorum ki şu an kendimle konuşuyorum, yetmiyor, kalıcılaştırıyorum, yetmiyor bir de şahit tutuyorum konuşmalarıma..Okurları dahil ediyorum sohbetime..Biliyorum onlar sessiz katılımcı ama merak etmeyin ben onların yerine müdahalelerde bulunuyorum kendime..Tek başına satranç oynar gibi, bir kendi yerime hamle, bir de karşımdaki için..

İnanılmaz yorgunum şu an, ayaklarıma kara sular indi deyimiyle örtüşürcesine..Yumuşacık yastıkta uykuyla buluşmak, rüyalar aleminde hayat bulmak  varken, tercih etmiyorsam sebebim kendimle olan randevum..

Hatırlıyorum da çocuklar küçükken, çok hareketlilerken, enerji patlamaları yaşarlarken, onlar uyuduğunda kendimi yeniden doğmuş hissederdim..Saat kaç olursa olsun kendimle buluşur, geceyi dinler, sessizliğe, dinginliğe hayran kalır, kendimi ertesi günün hareketine hazırlardım..

Hatta uyku saatleri gelmeden uyutmak için her türlü yöntemi denemişliğim de vardır..Ahhh günler hiç bitmeyecek sandığım, kendime hiç zaman ayıramayacağımı düşündüğüm günler çooook gerilerde kaldılar..Evet şimdi bebek, çocuk hareketliliği yok ama ben hala aynı ben..Yalnız kalma seanslarına hep ihtiyaç duyan, sessizlikte kendini dinleyen ben..

Öyle dertlenen türden değil söylemler, tam aksi dertleri hafife alan, sessizliğin keyfinden, her şeyi pozitif hissettiren düşünceler, sesler..Çözümsüzlüğü bile çözüm kabul edip çözüme gidilen terapiler..

Şimdi herkes  odasında, sesler devam ediyor, konsantrasyonumu bozuyorlar, bir an önce uyusunlar..Beni benimle bıraksınlar..Galiba ben  huysuz bir yaşlı olacağım, belli bir sürede sosyalleşmek, sonra kabuğuma çekilmek istiyorum..Evimde kalmaktan vazgeçemiyorum, bir yerde kalma fikri bile rahatsız edici geliyor, şayet seyahat değilse..Arkadaşları, aileyi kalmamak için ikna ediyorum bazen kırıcı olmak pahasına..

Şimdi yalnızım, mutluyum, kendimleyim..Seviyorum kendimi, hayatımda var olan herkesi, her şeyi..En çok da sessizliği, geceyi, sükuneti..Konuşmayı sevmek, sükutu sevmemek anlamına gelmiyor demek ki.Öyleyse susuyorum "söz gümüşse sükut altındır" ne de olsa ...
                             

24 Haziran 2011 Cuma

kendimleyim..



Yalnızım..Herkes bir yerlere dağılmış kendimleyim şimdi..Öyle derin cümleler yok..Derin sularda  yüzmeler, hayata anlam yüklemeler yok, felsefe yapmaksa çok uzak bana şimdi..Çocukluğuma da inmeyeceğim..Geçmişi sorgulamayacağım..Yarını planlamayacağım..Günü de yaşamayabilirim..Hatta günden çalabilirim bile..

Müzik mi dinlerim, tv mi izlerim, bloglarda mı gezerim bilmem ama bildiğim  bir şey var yalnızım bugün, yarın..Özledim meleğimi üç gündür yok, arkadaşlarında tatil açılışı yapıyor..Kırk gün kırk gece düğün gibi tatil kutlamaları yapılır artık..Ev bana kaldı bugün..Duvarlarıyla, sessizliğiyle, cansızlığıyla bende..

Problem yok severim ben yalnızlığı..Kendimi dinlerim usulca..Dertlenmem, şikayet de etmem..Sessiz sakin bir denizin dinginliği gibi durulurum..Herşey olacağına varır der bırakırım akışına..El etmem hiçbirşeye değiştirmem sonucu..Su akar yolunu bulur misali..

Şarkılar dinlerim eskilerden, nostalji yaparım belki..Yarım kalan kitabımla buluşmam içinde bundan güzel fırsat olamaz aslında..Çözülmemiş bulmacalarım var ya da beni bekleyen..Vazgeçemediğim kelime oyunlarım..Hiç birşey yapmam belki de kelimenin tam anlamıyla..Uykuyla randevum var ne de olsa her gece..Bu gece biraz erken de buluşabilirim dert değil..

Kimbilir düşünce denizinde de boğulabilirim..Bana uymaz aslında pek ama belli mi olur..Fırsat bu fırsat der gelir ziyaret eder beni belki de düşünceler..Ya da zil çalar gecenin bir yarısı arkadaşlardan biri, birkaçı gelir belki..O zaman bitmez hiç gece bilirim..Sabahları bulur sohbetler.Tadından yenmez böyle geceler..

Neye gebe, hangisi olur bilmem..Hepsi de olabilir belki neden olmasın..Hatta başladı bile şimdi burdayım, cümlelerim bitince ne olacağını bilmiyorum?Bildiğimse hangisi olursa mutlu olacağım..Arada sırada yalnızlık iyidir diyorummm...

şu an içeriğe tam uymasa da :) her zaman CANDAN

21 Haziran 2011 Salı

şehir yalnızlıkları


Başını, masanın üzerinden kaldırdı..Gökyüzüne baktı, yıldızları takip etti gözleriyle, ruhunun karanlığında yolunu bulmaya çalışırcasına..Lambayı söndürmüş, ara sıra dışarıdan vuran ışıklarla gözlüyordu etrafı..

Kendisiyle kaldığı anlardı; herkesin günden elini eteğini çekip gecenin sessizliğinde kaybolduğu, rüyalarda, hayallerde gezindiği saatlerdi onlar kendisiyle buluştuğu, konuştuğu anlar..Çocukluğundan bugüne hep cıvıl cıvıl olmuştu, gözlerinin içi parlıyor, hep gülümsüyordu..

Gün hızla geçmiş, sözleşmeden buluşuvermişti yine geceyle....Alabildiğine kalabalık, hareketli, hızlı yaşayan şehirdeki herkes  gibi yalnızdı şimdi..Evin içinden gelen çıtırtılar, dışarıdan gelen bazı sesler arada dikkatini dağıtsa da karşısına geçmiş ilgiyle izliyordu kendi filmini..

Güçlü, bilgili, sevgi dolu bir karışımdı aradığı..Bu üç kavram aynı cümlede tuhaf  görünse bile bir araya geldiğinde insana her anlamda güven veriyordu..Yıllarca bu güven ortamında yaşadığını ve kendisine neler kattığını çok iyi biliyordu..

O da çevresindekilerde hep güvenilirliği, sevginin parlattığı yüzleri aramış, bilginin aydınlattığı ortamlarda mutlu olmuştu farkında olmadan..Aslında her şey birbiriyle inanılmaz ilintiliydi..

Rüzgarın etkisiyle sallanan yapraklar onu düşüncelerinden sıyırdı..Yine gökyüzüne baktı, ordaki milyonlarca yıldızdan bir tanesini seçti..Milyonların içinde tekti, kalabalıkların içinde kaybolmuş, herkes kadar sıradan, herkes kadar özel, herkes kadar bir başınaydı..

Evet onlar kadar benzerdi diğerlerine, ama bir o kadar da farklıydı onlardan..Işığı daha parlaktı sanki, daha çok  etrafını aydınlatıyordu..Kendine faydası yoktu sanki, ürkek, korkak ve yapayalnız duruyordu..Oysa gökyüzü ona aitti şimdi..Gecenin hakimiydi..Öyleyse neydi bu masum, zavallı hali..

Gün aydınlanınca kaybolacak olmanın hüznü müydü? Güneş ışınlarının onu görünmez kılması mıydı burukluğunun sebebi? Yoksa onların arasında da insanlar gibi çatışmalar, kıskançlıklar, çekişmeler mi oluyordu?

İşte bir yıldız kadar yalnızdı şimdi bu evrende..Gecenin gizinde, büyüsünde, karanlığında güven içinde, kendisiyle yalnızdı şimdi..Bir başına dinliyor geceyi, rüzgarın sesini, kendi sessizliğine katıyordu gecenin bitmeyen senfonisini..

Ne düşünceler bitiyordu, ne geceler..Ne hayaller son buluyordu, ne ümitler..Hayat bir nehir gibi akmaya devam ediyor, akıntıya kapılmadan rüzgarın ürpertisinden ilham alarak çağlamaya devam ediyordu...Güneş günü selamlıyor düşünceler eşliğinde, bir gece daha bitiyordu..

21 Mayıs 2011 Cumartesi

öyle işte..

                    


 Evde bıraktım ben aklımdakileri, beni meşgul edenleri, arkadaşlarımı, ailemi, komşularımı, eşimi, çocuklarımı..Hepsini evde bıraktım bir kendimi aldım yanıma, sadece kendimi aldım ve geldim deniz kenarına..

 Masmavi denizin sonsuzluğunda dinlenip, kaybolmak istedim..Herşeyi geride bırakıp bir kendimle olmak istedim..Hiçbirşeyi sorgulamak için değil, sadece herkesten, herşeyden uzaklaşmak için..Derin derin nefes almak için..Deniz kokusunu içime çekip, ferahlamak için..Martılara selam durmak için..Balıkları anlamak için..

 Sanmayın ki yoruldum, çıkmaktan bıktım hayat merdivenlerini, hayır hayır öyle değil..Herşeyin otomatikleştiği makineleştiği bir zamanda yaşamanın kaçışı bu..Elektrik yüklü ortamlardan uzaklaşıp sadece doğal bir ortamda olabildiğince rahatlama nefes alma seansı..

 Şikayet değil bu teknolojiye, sözüm yok olsun zaten, telefonlar, bilgisayarlar hayatımızın olmazsa olmazları olmuş ya bundan memnunum ben..Arınma  da diyebilirm aslında.Boşluklar bırakmak kendime, ruhuma molalar aldırmak zaman zaman..Yeşilden oksijen alıp, maviden huzur almak..Huzur duymak sessizliklerden..

 Kısa süre ama, öyle uzun boylu değil.Ne kadar yorsa da, sinirleri bozsa da, tükensemde anlamaktan, anlaşılamamaktan yüksünsem de zaman zaman ben onlarsız yapamam.Yüzüne bakmak, gözlerindeki anlamı görmek, dokunmak, hissetmek isterim..Sesinin titreşiminden ruhunu anlamak, mimiklerinden okumak isterim yüreğini..

 Herşeyin mekanikleştiği bu zamanda, duyguların  hala varolduğunu görmek, hissetmek isterim..Yapamam ben paylaşmadan dostumla birkaç güzel saat, yapamam aileme vakit ayırmadan.Komşuma selam vermeden, tebessüm etmeden geçemem..Dünya cennet olsa da insansız, dostsuz, arkadaşsız yapamam ben..

 Öyle işte bir kaç saatlik bir uzaklaşma sadece..Sonra kaldığım yerden devam etme, daha dingin , daha huzurlu bir yaşam sürdürme..

                                               

16 Mart 2011 Çarşamba

dönüş..

                                                

Arabanın gaz pedalına dokunmak; sonsuz bir yolculuğa çıkmak gibi bir şeydi onun için..İstediği anda istediği yerde durabileceği bir yolculuk..İstediği hızla gitme şansı da vardı hem..İster tadına vara vara, rüzgarı hissederek saçlarında ve yüzünde ağır ağır seyretmek, isterse uçaklarla yarışır bir şekilde izini kaybettirmek..


Kendiyle baş başa kaldığı özel anlardı onun için bu yolculuklar..Sesini, kulaklarının içinde eritmekten zevk aldığı şarkıcıları dinleyerek seyretmek yolda..Şarkının içindeki; acıyı taaa iliklerinde hissetmek, ayrılığın hüznünü paylaşmak ya da aşkın derinliklerinde kaybolmak..


Gidilecek bir yer yoktu bu yolculuklarda, varılacak bir nokta değildi çıkış anındaki sebep..Sadece kendine yolculuktu, kendinle yolculuktu..Ne kadar iyi gelirdi,  kentin karmaşasının, gürültüsünün dışına sürmek aracını..Sanki her türlü düşünceden, çözümsüz problemlerden sürmek gibiydi kendini..

Sadece ve sadece müziğin büyüsüne kaptırıp hülyalar arası yolculuk bile denebilirdi adına..Belki de sessizliğe yolculuk, dinginliğe yolculuk..Yolculuk işte..

Gaza dokunduğunda istemediği düşüncelerden uzaklaşırdı sanki..Daha hızlı, daha hızlı dedikçe tozunu dumana katardı düşüncelerin..Şarkılar hareketlendikçe yavaşlardı seyri, ters orantı gibiydi yani..Duygusal parçalarda daha bir hızlı gitmek istemesi nedendi, kendi de bilmezdi..

Yine öyle günlerinden biriydi..Arabasına bindi, telefonunu sessize aldı.Böyle anlarda iletişimi tam manasıyla kesiyordu dünyadan. Kendinin de bilmediği bir hedefe doğru yola koyuldu..Son günlerde dinlemeyi  en sevdiği albümü koydu cd çalara..

Önce pek bir yavaş başladı yolculuk..Kentin trafiği malumdu tabi..Uzaklaşmaya başlayınca fabrikalardan, evlerden, mazot kokularından penceresini açtı..Dışarıdan gelen hafif esintiyle, ağaçlardan gelen oksijeni içine çeke çeke devam etti yola..

Kulakları artık rüzgar sesine dayanamadığında kapadı penceresini ve bıraktı kendini şarkının sözlerine..Ne iyi yaptığını düşündü..Her şeyden, herkesten uzak olmak bir arınma seansı gibi geliyordu..Gidiyordu, yaşamından gider gibi, her şeyi geride bırakır gibi, bir daha hiç  geri dönmeyecekmiş gibi..Bu his onu hem rahatlatıyor hem de....

İki saat boyunca sürdü arabasını..Kaç kez dinledi aynı parçaları bilmiyordu artık..Saate ilişti gözü, artık dönüşe geçse iyi olacaktı.. Bir süreliğine gitmişti yaşamından..Gitmişti ama biliyordu ki  ait olduğu bir yer vardı..Bırakıp gittiklerdi onu beklerdi..Evet evet dönmeliydi..Çünkü dertler de onundu, sorunlar da onundu belki de hiç çözemeyeceği problemler de..


Yaşama sebeplerine tutunmak için tekrar, daha bir hızlandı..Nefes aldığı sürece onlara sahip çıkacaktı..Varacak bir  hedefi olmayan  arabanın çaresizliği, aklını başına getirmişti ..Aslında gidecek yeri olmayan o an kendisiydi..İşte bu yüzden bir süreliğine geride bıraktığı herşeyin ne kadar anlamlı olduğunu farketti..Yaşamının rengiydi onlar..

Kimi zaman siyah, kim zaman mavi, kimi zaman beyaz..E onlara dönmek istemekte haklıydı tabi..Sonuçta renksiz bir yaşam düşünülemezdi..
Değil mi?

                                    

24 Şubat 2011 Perşembe

sessizliğin sesi..

Ne güzeldir sessizliği dinlemek..En güzel ses hangisidir diye sorulsa, verilecek cevap çok..Bebek için annesinin sesi, müzisyen için enstrümanının sesi, seven biri için sevgilisinin sesi, .....

Bense, sessizliğin sesine aşığım..Öyle bir huzur verir ki, günün yorgunluğunu alır, kimi zamansa yoğun bir güne hazırlık seansı gibi gelir bana..Saatin tik tak sesinin, kendi kalp atışlarınla birleşmesini işitmek..Her türlü arınmak gibi gelir bana..

Korna sesleri, çalışan motorlu aletlerin sesleri, yüzlerce arabanın  egzoz sesleri, koşuşturan insanların ayak sesleri, çalan radyodan gelen müzik sesleri, açık kalan televizyondan gelen haber sesleri...


Kendi iç sesimin bile bazen beni yorduğunu düşündüğümde, dayanılmaz gelir geriye kalan sesler..İşte o anlarda tadına doyulmaz sessizliğin...En sevdiğim tenorun sesi bile tırmalar kulağımı..Duymak istediğim tek şey olur, o zaman sessizlik..


Ayakların yürümekten, ellerin kimi zaman taşımaktan, kimi zaman yazmaktan, dilin söylemekten, kalbin sevmekten yorulduğu gibi kulaklar da istediği, istemediği her şeyi dinlemekten yorulur..Duymama hakkını kullanır bazen duysa da..


İşte öyle anlarda ne güzel gelir sessizliğin sesi..Sesi yetmez hatta çığlığı bile istenir..Öylesine ruhu dinlendirir ki, terapi gibi gelir..

Bazen de sadece yüreğimin sesini dinlemek isterim.. Ne fısıldıyor bana diye duymak isterim..Öyle anlarda fark ederim, diğer seslerin  yüreğimle arama girdiğini..Duyamadıklarımın benden neleri eksilttiğini anlarım.."Yok bir daha olmaz yapmam" derim her seferinde, "önceliği kalbimin sesine  vermeliyim" derim..Derim de belki de ilk gürültü arasında kaynar gider sesi kalbimin..


Sessizliğin sesinde dinledim yine  kendimi bu sabah, derin derin nefes aldım..Sessizliği dinledim uzun uzun, üzerine basılmamış bir kar kadar temiz, hiç koklanmamış bir çiçek kadar taze, maratona hazır bir atlet kadar güçlü hissettim günü..

Ve şükrettim tüm bu sesleri işitebildiğime ...


En önemlisi kendi sesimi,


Yüreğimin sesini işitebilmeme...