29 Ağustos 2011 Pazartesi

pıt pıt atıyor kalbim..

Evet pıt pıt atıyor, hatta güm güm de denebilir..Öyle durup dururken, otururken, yatarken fark etmez bir başlıyor atmaya akıllara zarar..

Bu gece saatlerdir bu çarpıntıyla baş etmeye çalışıyorum..Heyecanlı değilim, kalbimi pır pır ettirecek bir şey de olmadı..Olağan bir gün olağan bir gece..Olağan dışı olan kontrol edemediğim kalbim..

Psikosomatik hastalıklar kontrol altına alınabilir diye, bu bana aklımın  bir oyunu diye yenmeye çalışıyorum kalbimi ama ne fayda..Çıktı çıkacak yerinden..Teselli, telkin, olumlu düşünme ne varsa yaptım da tam biraz yatıştırdım derken, Elif' in inleyen "anne" sesiyle tekrar harekete geçti..

Gecenin bu saatinde dondurma sevdasına nöbetçi markete giderken düşmüş ve ayağının üstüne basamıyormuş..Önceden kırılmış olan ayağı galiba çatlamış..Eh be kızım ben sana demedim mi böyle konularda bana seslenme diye..İkinci ağızdan öğrenirsem dur diyebiliyorum kalbime..

Şimdi onlar kardeşi ve babasıyla hastanede ben de bunları yazarak sakinleşmeye çalışıyorum..Ah panik atak ne hastalıkmışsın sen böyle..Aklımın bana oyunlarını sevmiyorum işte..Mücadele ediyorum etmesine de, söz dinletemiyorum..Üç sene önce geldiler kendileri, o zaman tedavi oldum, geçti ama sanırım bu yaz yeniden hareketlendi..

Anlaşılan ilk fırsatta doktoru ziyaret etmek gerek..Tuhaf gelebilir ama güçlü olan insanların başına gelen bir rahatsızlık..Ya da güçlü görünmeye çalışanların..O yüzden derim ki kendinizi zorlamayın, ağlayın, gerekiyorsa ayılın, bayılın..Kendini sıkıp, tutup, olay anlarında kriz yönetiminde başarı göstereceğim derseniz sonu kötü..Benden söylemesi..

Daha ben postu bitiremeden geldi haber, çatlamış ayağı bayramüstü..Neyse en azından kırık değil buna da şükür..

28 Ağustos 2011 Pazar

yalnız değilsin..



Kendini çok yalnız hissediyordu..Hayatının en zor günleriydi..Eski kalabalıklar bir bir azalmıştı..Zaten yanında birileri olsa bile o hep yalnızdı..Bir  yaradanı vardı; sessizce konuştuğu, yalvardığı, sığındığı, göz yaşları döktüğü..

Hep öyleydi aslında, etrafındaki iyi gün dostları olduğundayken de onunlaydı..Kötü günler onu ziyarete geldiğinde, eksilen dostlar, arkadaşlar belki de kardeşler hepsi çok uzaktı şimdi..

Hayatının hiç bir evresinde bu kadar yalnız olmamıştı..Çok zayıftı yaşadıklarından dolayı, ama bir o kadar da güçlüydü..Çalışarak aşmaya çalıştığı engeller, bir dağ olup önünde büyüyordu..Sürekli bir kapı kapanıyordu kendisine, kapanan her kapı onda yeni bir travmaya sebep oluyor..Toparlanması zaman alıyordu..

Gerçek bir rahatlık yoktu onun için..Evet ayaktaydı, uyuyor, yiyor, içiyor ama konuşmuyordu..İçine atıyor, kendine kızıyor, gittikçe daha da kapanıyordu..Aşamayacağını düşünüyordu..Çünkü dağları çok büyüktü..Sıradağlar gibi önünde sıralanmış dertler..

Oysa yalnız değildi..Yanında olmasa da başını omuzuna dayayıp ağlamasa da, konuşup güç alamasa da..Onu düşünen biri hep vardı..Tek gücü belki duaydı, belki de küçük gözetmelerdi..Ama asla onu yalnız bırakmıyordu düşüncelerinde..

Belki de hep onunlaydı..Evet o bilmiyordu  ve belki de asla bilmeyecekti ama  onun koruyucu meleğiydi..Bilmesine de gerek yoktu..Telepatik bir şekilde bile olsa kendini yalnız hissetmesin yeterdi..Sadece onu geriden takip edebilir, onun için iyi şeyler yapabilir, duyduğu kadarıyla destek olabilirdi.

Gün gelecek her şey düzelecekti..Düzelmeliydi, "kara gün kararıp kalmazdı" ya..O zaman konuşulamayanlar, söylenemeyenler söylenecek, tekrar her şey eskisi gibi olacaktı.

Olmalıydı..

Olmalı..

Lütfen olsun..

Aydınlansın o da, rahatlasın, nefes alsın..

Eskisi kadar olmasa da yine güzel günler onun adına geri gelsin..




27 Ağustos 2011 Cumartesi

ben olmaktan çıkarım..




Gün gelir de ;

Gökyüzüne baktığımda güneşi değil, bulutları
Denize baktığımda huzuru değil, azgın dalgaları görürsem.

Ormana gittiğimde oksijeni değil, korkuyu solursam,

Dost meclislerinde sevgi değil, yalan
Aile içerisinde güven değil, kaygı hissedersem.

Kardeşler birbirine  destek değil, köstek olursa,
Minareyi çalan kılıfını hazırlarsa,
Önce ben derse herkes.

Biraz da karşısındakine pay vermezse,

Yardım isteyene el uzatmazsa güçlü,
Ağlayanla ağlamazsa gülen..

Kızmasın kimse söylenmesin bana,

Çıkarım ben ben olmaktan,
Kalamam  kendimle bile..

Çünkü utanırım insan olmaktan,
Utanırım ben olmaktan..

Gülümseyemem kimselere bundan böyle,
Yüreğimdekilere bile..

                         

25 Ağustos 2011 Perşembe

halının altına süpürülmüş tozlar..




Halının altına süpürdüklerim var benim..Yıllarca çözemediğim, bir türlü halleşemediğim durumlarda kullandığım bir metot.."Konuşarak çözülmeyecek bir şey yoktur" sloganım olduysa da uzunca bir süre, artık tam tersine inanıyorum.. Karşıma çıkan bir grup insana karşı atmışım halının altına, bir de güzel üstüne basmışım yıllarca..

Ama biliyorum hala halının altındalar..Halledilmemiş sadece bir tarafa atılmış, saklanmış tozlar onlar..Toz kadar değersizler ama toza karşı alerjin olunca değer kazanıyorlar işte..Kabullenmişim öyle üzerlerini örtmüşüm ama hangi durumda kendilerine kaçacak bir delik bulup canlanacaklar diye de endişelenmiyor değilim..

Ben onları yok sayarak, beynimin arka loblarına atarak, bir köşede unutulmuş muamelesi yapsam da günün birinde bünyeye nasıl zarar verecekler derdine düştüm bu günlerde..Kurup kurup kaldırmam, temiz bir sayfa açarım her sabah hayatımda ama bazı olaylar var ki işte  hep o sayfada yazılanların arkasında bir gölge gibi gizleniyorlar..

Çözüm, çözümsüzlüğü kabul etmek dersem; belki de beni güçsüz bulusunuz, belki de korkak dersiniz yada başka bir sürü şey..Bence dersem bu cümlenin başına, ahkam kesmiş olmam.Bence; halledemiyorsan, hangi dilde söylersen söyle anlaşılamıyor ve anlayamıyorsan, bir de hayatında var olması gereken bir kişiyle yaşıyorsan bu durumları, halının altına süpürmek bir çözüm..

Genellemelerin yapılamayacağı bir durum aslında bu..Kişilerin olaylara, sözlere, durumlara vereceği tepkiler başka..Çok benzer olsak da çok ayrıyız birbirimizden..Temel ihtiyaçlar aynı olsa da detaylarımız çok farklı..Önceliklerimiz, zaaflarımız, olmazsa olmazlarımız bambaşka..

İşte bu kadar farklı ve bu kadar aynıyken birbirini anlamak zor..Şu  an bu yazıyı okuyan x bir kişi beni anlayabiliyorken, neden hayatımda var olan somut bir kişi ile uzlaşamıyorum..Her ortamda düşüncemin kabul edilebilirliği olabiliyor da neden hayatımın kesiştiği insanlarla sorun yaşayabiliyorum öyleyse?

Benim bunlara tek bir cevabım var bu yaşımda..Çıkarlar çatıştığında, istekler karşı cephelerde yer buluyorsa kendine, bir başkasını hayatında mantıklı kabul edilebilir gördüğünüz şey sizin için savaş sebebi olabiliyor maazallah..

Burdan da tüm sosyal sıfatlar anlamını yitiriyor, anlayış, empati, saygı gibi..Geriye; çözülmemiş sorunlar, kırık kalpler, denizlerle aşık atan göz yaşları, yaşanmamış hayatlar kalıyor..İçinde kalıyor, ağzına kadar geliyor, tam çıkacak "buraya kadarmış" diyeceğin anda yutkunuyor, başka değerlerin, değerlilerin için vazgeçiyorsun..

En klasiğinden oysa şöyle denir;" bu dünyaya bir kez geliyorsun, yaşayacak başka bir hayatın olmaycak, hep başkaları için yaşama, bencil ol biraz, kır zincirleri, aklına geleni söyle, yutkunup duracak kadar zamanın yok" şeklinde uzar gider..

O kadar kolay değil işte..O an savunduğun da senin, sana ait fikrin, zincirleri kırdığında kırılacaklar da senin..İnsan hangi parçasından vazgeçebilir ki?

Gerçekten ben  ne kadar kendimi ifade edebildim bilmiyorum..İçimdeki kelimeler bunlar, kalbimin sesi, duygularımın harflere dönüşümü..Anlaşılır olmadıysa da, ki az sonra ben de okuyacağım, bırakın gitsin..Bu da böyle bir şey.. 

23 Ağustos 2011 Salı

sabahın ilk ışıkları..

Yine çok güzel bir gece..Eksikleri olsa da aile saadeti..Güzel bir akşam yemeği, ardından bir aile klasiği; tabiki tabuu..Rövanş bu..Çığlık çığlığa, kıran kırana mücadele ve zafer bizim takımın..Mızıkçı abim yenilen tarafta olmanın dayanılmaz hafifliğindeydi sanırım, pek de olay çıkarmadı..Tabi oyun içi huysuzluklarını saymazsak..

Bizi seviyorum ya çok komiğiz..Herkes bir alem, bir açık bulmaya görsün üstüne üstüne gidiliyor..Kavgada söylenmeyecek sözler söyleniyor..Bir diğeri de alıp sazı götürüyor..Kahkaha kıyamet sonra..

Ve evin küçük kızı bir de kuzeni şu an tabuya ikili olarak devam ediyorlar yanımda..Uykuyla pek alakaları yok belli..Güneşi görüp öyle uyuyacaklar ya, tüm enerjileriyle gülmekten kırıla kırıla oynuyorlar işte. Arada ben de katılıyorum, kopuyoruz..Bu kadar saçma sapan anlatımlar olamaz..

Derken yine sabah olmak üzere..Bir güne daha merhaba demenin vaktidir..Sabahın ilk ışıklarında, pırıl pırıl bir deniz, bir yaz sabahı için fazlasıyla soğuk bir hava..Bu saatte henüz uykuya el bile sallamamışken, rüya görmek gibi..Hiç uyanmak istemeyecek kadar güzel bir rüya..


Etrafta kimsecikler yok, bir kaç kedi ve köpeği saymazsak..Onlarda günün ilk ışıklarına eşlik etmek ister gibiler..Sessiz ve hareketsizler..Soğuk ısırıyor, tertemiz bir gün, ayak basılmamış kum..Sanki gün sadece bana ait şu an..Başka taliplisi yok gibi..

İçime çekiyorum havayı, taaaa ciğerlerime..Hissedebiliyorum yoğunluğunu..Maviyi sevdiğimi söylemiş miydim?Denizin mavisini, gökyüzünün mavisini, bir de mavi gözleri..Belki de ailemdeki mavi gözlüler yüzündendir bu sevgim..

Çocukken babamın deli mavisi gözleri, ablamın hayran olduğum, hep almak istediğim melek mavisi gözleri..Abilerimin yemyeşil gözleri..Ne talihsiz bir çocuk olduğumu tahmin edersiniz..İçlerinde tek kahverengi gözlü olarak neler hissedebileceğimi..Geceleri ablamın gözlerini çıkarıp kendi gözlerime takma planlarımı düşündükçe kendimden korkuyorum şu an..

Yıllar sonra kabullendim aslında gözlerin ifadesinin; en az göz rengi kadar gözleri güzelleştirip, anlamlandırdığını..Yok tabi ki züğürt tesellisi değil bu..Görüneni değil özünü görme, bakma, anlama durumu bu..Yaş kemale erince her bir şeye bakış değişiyor aslında..Her yaşın ayrı bir algısı, ayrı bir olgusu var bence..

Güzel bir gece, güzel bir sabah, deniz, dalga, derken nerelere geldim ben böyle daha da uzaklaşmadan konudan, bir güne daha başlarken; okuyanlara güzel bir gün, dünyaya selam olsun..


20 Ağustos 2011 Cumartesi

merak edenlere..

Sen misin bu ay evde hep rutin bir şekilde geçecek; hiç bir aksiyon yok, sabaha kadar uyanıksın, günce yazma modundasın diye karalar bağlayan?..Çok sevilen bir dost davet edince, yoğun ısrarlara hayır diyemeyerek kendini ailece başkentte bulursun..

Şikayetim mi var? Asla..

Mutlu oldum mu? Kesinlikle evet..

Gündüz uyunup gece tam gaz gezildi mi? Bir evet daha..

Böyle enerji dolarsam, böyle bir giriş yapmam abes olmaz herhalde..Oldum olası değişikliği, kendi sınırlarım içinde de olsa macerayı sevmişimdir.Ankara' ya gitmenin neresi macera demeyin, bizde gayet de macera..

Ramazan ayında, manevi, uhrevi duygular arasındayken, İstanbul sınırlarının dışına çıkmakla pek alakası olmayan birini gecenin bir yarısında, yollara bir iki günlüğüne götürüp de bir hafta kalmak bizim aile için yabana atılmayacak bir macera.

Yol dahil her anı çok güzel geçen bu  bir haftadan bloğa yansıyanlar mı? Elbette var..

Öncelikle bilinenin aksine trafik canavarı tadında, İstanbul şoförleri ile aşık atan başkent sürücüleri..İftar saati kentimi aratmayan trafik..Denize hasret bir kentin, türlü su oyunları, havuzlarıyla süslü caddeleri..

Daha önceki ziyaretlerimden daha şık bir yüzü vardı başkentin..Öyle soğuk, gri, memur kenti görüntüsünden de sıyrılmış bence..Bir de siyaset meydanı gibi geldi bana..Kaldığımız yer Ayrancı da olunca TBMM, Sayıştay, Hava kuvvetleri, Genel Kurmay Başkanlığı  ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü kurum..

Başkentte olduğunu hissediyor insan o caddelerde, Türkiye değil de Türkiye Cumhuriyeti'nde hissediyor..Meclis ziyaretinde ise bu duygum gerçekten tavan yapıyor..





                                   Törenlerin yapıldığı alan..







                         Kırmızı halının benim objektifime düştüğü anlar..




                          Ve böyle sessiz haline pek tanık olamadığımız salon..




                        Meclisten Kocatepe Camiinin görüntüsü




Farklı bir atmosfer, farklı bir gün oldu benim için..Hep televizyondan izlediğim, basından takip ettiğim siyasetçilerin soluduğu ortamı solumak..Başka dünyalardan bir tanesine konuk olmaktı benim için..Bir kere daha gitmek istiyorum, bu kez tatil olmasın ama bakanlar, vekiller, devlet erkanı orda olsun istiyorum..Biraz ütopik mi oldu ne :) ?

Tabi ki bir hafta da sadece TBMM' yi ziyaret etmedik..Parklar, eğlence diyarları, AVM' ler..Şirinleri de Ankara' da izlemek varmış..Çok keyifliydi, Şirin severler tavsiye ediyorum..

Tüm detayları benim belleğimde kalsa da sizle bir şey daha paylaşmak istiyorum.Ankara' da yaşayanlar bilir..Kent Park alışveriş merkezinde  konuşlanmış, kesinlikle görülmeye değer bir müze  var.Tarihe adını yazdırmış bir çok ünlünün heykelleri..Farklı heykeltıraşların ortak çalışmaları..İnanılmaz derecede gerçekler..Sanki dokunsanız kızacak gibi bakıyorlar..Abartmıyorum hepsiyle tek tek sanki göz teması kurdum..Çok etkilendim..

Bir kaç fotoğraf paylaşacağım, aslında hepsini çektim ama, hala görmemiş olan varsa mutlaka ama mutlaka görmenizi öneririm..



                                               ATATÜRK VE FİKRİYE HANIM




                                               İngiliz müzik grubu The Beatles


                                                       Hürrem sultan


                                         Ve  Kanuni Sultan Süleyman

   
                                                        Yunus Emre




                                              Bizimkiler maskelerle çok eğlendi.




                                     Güldürü ustaları Kemal Sunal  ve  Levent Kırca





                                  KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş


 Dahası Kent Park  AVM' de.. Tarihe yolculuk dört boyutlu ne dersiniz?




Not: geçen süre zarfında  post yayımlamamış olmama rağmen beni unutmayıp ziyaret edenlere teşekkür ederim..Etmeyenlerle de başka postlarda buluşmak üzere..
sevgiler...

11 Ağustos 2011 Perşembe

sabaha karşı güncesi 3





Saat 04:54 sabah ezanı da okundu..Kelimenin tam anlamıyla geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirdik..Hatta bugün saat 16:00' da çalan zile öyle bir sinirlendim ki bu saatte gelinir mi diye?Normal düzene girmekte sıkıntı yaşamayız umarım..

Hava durumunun bile farkında olamıyoruz gündüz, bahçeye girip ağaçları budayan görevlidense hiç haberimiz yok..Top patlasa duymayacak moddayız yani ailecek..Geleneksel Ramazan seyrimiz bu..Şikayetçi olan da yok zaten..

Çocukluk zamanlarım aklıma geldi de ne çok severdim ramazanları..Annemin özene bezene kurduğu sofraları, ablamın yaptığı salataları..Sonrasında sırayla mutfak toplayışımızı..Kavgalarımızı, babam gelince hiç bir şey yokmuş gibi yapmalarımızı..Dünya kupalarını izleyişlerimizi abilerimle..Camiye giderken eğlenmelerimizi..Olup olmadık şeylere gülüşlerimizi..Zillere basıp kaçışımızı..

Hepsini devrettik şimdikilere..Ama yok şimdikilerde sanki, en azından benimkilerde görmüyorum..Ellerinde sürekli telefon ve bilgisayar, sonra tv..Bu üçlü arasında mekik dokuyorlar. Hatta telefonlarıyla bütünleşmiş haldeler..İnternet paketleri bitince kendilerini çaresiz hissediyorlar..Hayır kızamıyorum da onlara anneleri olarak ben bile bu kadar vakit geçiriyorsam da internet ortamında onların ki normal kalıyor..

Ama siz doğruyu bilince kendiniz yapmasanız da çocuğunuz yapsın istiyorsunuz..Göz sağlığı, duruş bozukluğu, beyin hücreleri ve benzeri sıkıntıları dert edip kalkmasını istiyorsunuz da ne çare..O yüzden ben ev dışına çıkmalarını hep teşvik ediyorum.Her türlü faaliyete açık olsunlar..Ne kadar uzak kalırlarsa bağımlılık oranları azalır diye umut ediyorum..Telefona çare yok gibi yedi yirmi dört ellerinde..Bari bilgisayar minimuma insin istiyorum..Sonuçta ben de haşır neşirim ama yapmam gerekenlerden kalan vakitlerde..

Kitap da okuyorlar, gazete de bir şey de denmiyor o yüzden.. Tatil modu ya vakit fazla olunca böyle oluyor işte..Neyse ki okul döneminde durum bu kadar vahim değil..Yaz diye, tatil diye katlanacağız, çaresi yok maalesef..Bir on sene önceye gittiğimizde internetsiz ne yaparmışız acaba?Telefonlardan bağlanamazken dünyaya, telefon ne de anlamsızmış meğer..Her şeyi ne de çabuk kabullenip hayatımıza dahil ediyoruz..Ve sanki onlarsız hayat olmazmış haline getiriveriyoruz..

Bir şeyler eksilmedi dersek yalan olur tabi..Arkadaşlardan, aileden, eşten, dosttan çalıyoruz zamanı..Ya da daha öncelikli şeylerden..Korkuyorum daha neleri bu hızla tanıyıp kabulleneceğiz, hayatımızın bir parçası değil temel parçası yapacağız diye..Bill Gates her eve bir bilgisayar dediğinde inanamayanlar, sonra herkese bir bilgisayar dediğinde şaşıranlar; durum budur..Nasıl bir öngörüdür bu? Nasıl bir ticari zeka?

Sonuca gelirsek saat sabahın beşi, ben burda bunları yazıyorsam, kendimle çelişiyorum gibi..Yok ama siz anladınız beni..Uyku yine benden çok uzaklarda.Kim bilir belki de etrafımda dolaşıyor..Bugünlük de bu kadar günlük..Yarın ola hayrola..




Posted by Picasa