25 Mayıs 2011 Çarşamba

minik kalpler..


Birisini mutlu etmek için çırpındığınız oldu mu? Sadece o mutlu olsun diye bir şeyler yaptığınız?Süprizler, hediyeler, güzel sözler ve daha bir sürü şey.. Kimbilir belki de istediğiniz tepkiyi alamadınız..Kuru bir teşekkür, bazen yapay bir gülücük, bazen farkedilmedi bile..


Oysa nasıl da çoşkuyla yaptınız, kalbiniz hızla çarpmaya başladı tepkisini düşününce, alladınız pulladınız da yine olmadı..Biliyorum bir çok sesin buna evet diyeceğini, nasıl da üzüldüğünü, pişmanlık duyduğunu, keşke yapmasaydım dediğini..

Elbette hakkını veren, tadını çıkaran da olmuştur..Emeği göz ardı etmeyen, nezaketin, inceliğin kıymetini bilenler de çıkmıştır..Yere göğe koyamayanlar, çocuklar gibi sevinip, çığlıklar atanlar da vardır..

Nasıl da düşünmüş, üzerinde titizlikle çalışmış, zaman harcamışsınızdır kimbilir o, beş on dakikalık sevinç ve coşku için..Siz, mutlu etmek istediğiniz kişiden daha çok mutlu olmuşssunuzdur hatta..İçiniz içinize sığmamıştır  bilirim..

Tüm bu zorluklar, bir yetişkini mutlu etmek için verilen çabalar..Bir çocuğu mutlu etmek ise ne kolay..Bazen bir gülümseme, başını okşama, göz seviyesinde buluşma, elini tutma, bir şeker, bir çikolata yeter o minik kalpleri güldürmeye..

Bugün ben o minik kalplerin birkaçıyla beraberdim..Yürekten gülümsedim onlara, hemen cevap verdiler minicik kalpleriyle bana..

Bir çocuğun sevgisinden masum ve değerli ne olabilir ki?Top oynadık, balonla oynadık beraber..Gözleri güldü, gönülleriyle beraber..Benim de yüreğimi güldürüp, neşelendirdiler...Onların masum gözlerinden baktığımda, ben de gülümsedim bizlere..

O saflığı kaybetmiş olsakta, minik yavrulardaki geleceği, hayali, sevinci , umudu yaşamak çok zevkli..Akşam üstü fıskiyeden ıslanan, şen kahkalar atan çocuklar gibi, mutlulukları şartlandırmasak keşke, koşula bağlamasak..Biz de öyle kolay gülsek, gülümsesek..
                 

susarım ben..

                                      
Demiştim ben oysa her söze cevap vermediğimi, söyleyecek çok sözüm olduğunu, söylemediysem değmediğinden olduğunu..Susmayı bilirim, içimde yaşamayı, kimseyle paylaşmamayı..Kendi sesimi bile duyamayacak kadar sessiz konuşmayı kendimle..İçimde halletmeyi, kim bilir belki de hallettiğimi sanmayı..

Karşımdaki anlayacaksa beni konuşmayı yeğlerim, yoksa bilirim boşa konuştuğumu..Denedim çünkü bu kıvama kolay gelmedim..Anlattım, bıkmadan usanmadan anlattım..Öyle gizemli bir insan değilim, tabiri caizse zor değilim..Açık oynarım kartlarımı, nasıl hissediyorsam söylerim, karşımdakini dinlerim, anlarım..

Hani derler ya insanlar konuşa konuşa anlaşır..Bu sözü kendine ilke edinmiş biriyim..Karşı taraf müneccim değil ya bilemez ki ne düşündüğünü söyle içindekini bilsin, anlasın seni derim.. Ama şu an kabul ediyorum; insanlar konuşa konuşa ancak kavga eder, anlaşamaz..

Çünkü sen  ne anlatırsan anlat karşındakinin anladığı kadardır, anlattığın..Bakalım karşındakinin algısı nasıl, çocukluğundan bugüne neler taşımış, neler yaşamış, eğitim, görgü, sosyal çevre, aileden neler getirmiş, hayatı nasıl algılamış?.Vicdan, merhamet, nezaket ölçüleri ne?

Sen istersen empatide zirve yap, nezaket sınırları en tepeye çıkar, en yumuşak şekilde ifade et, hatta sözlerin iltifat bile içersin ama karşındaki kim, ne?Her şey bu soruya verilen cevapta gizli..Ümitsiz değilim aslında bir çok konuda, genelleme değil elbette benimki ama şunu çok iyi biliyorum ki kişi neyse odur..(aslında buraya başka bir cümlem vardı yazdım, sildim)

Ne güzel söylenmiş sözler var, her konuda olduğu gibi bu konuda da, bir bir sıralamak geldi içimden hepsini..Ama en masumunu seçtim içlerinden.."Her kapdan içindeki sızar" diyerek noktayı koymak istiyorum..