29 Mart 2011 Salı

sözüm kime?


Yalnız yaşamıyorum hayatta,

etrafım kalabalık; eş, dost, seven, sevmeyen,

yüzüne gülen dostça, arkandan söyleyen,

derdinle dertlenen, senden habersiz üzülen,

seni çok umursayan, varlığını yok sayan,

nefes aldıran, sıkıntılara boğan,

örnek alan, yaşamıyla model olan

varlığıyla renk katan,

etrafa ışık saçan, ortalığı karartan,

çevreyi koruyan, hunharca yok eden,

insanlara kıyan, baştacı yapan,

olup biteni fark eden, kör,sağır, dilsiz olan,

dünyayı zehreden kendine,

çevresindekilere,

sözüm; bunların hepsini görüp, bilip,

yalnız kalan kendime,

kalabalıklardaki sessizlere,

kimsesizlere,

sizlere..

                       

28 Mart 2011 Pazartesi

ygs de bitti..

Yüksek öğretime geçiş sınavı, namı diğer YGS..Geçen yılımızın kabusu, bu yıl bile etkisi süren 3 yıl sonra tekrar yaşayacağımız gerçeğin adı..Çoğul eki kullanıyorum çünkü sadece gençler girmiyor sınava, ailelerde başka bir boyuttan katılıyor..

Maddi boyutu geçiyorum, bir şekilde dershanelere veriliyor paralar..İmkanı geniş olanlar çatır çatır özel dersini de aldırıyor..Olmayan da kendi elinden geldiğince çalışıyor..Çalışıyor da onunla da bitmiyor..Sınavdan önceki gece, sabah uyanma, güzel kahvaltı etme, sınav yerine geç kalmama, kimlik belgelerini unutmama şeklinde geliştirilen sendromları var..

Bir sürü gerekçe bulunabilir ya da yakıştırma yapılabilir ama özünde benim eğitim odaklı bir insan olmam var bence..Okul öncesinden beri çocuklarımın akademik gelişimleri ile biraz fazlaca ilgilendim sanırım.Kendi hallerine bırakamadım..İstediğim oldu mu hayır, ama bunları yaparken şunu öğrendim verdiğim emeğin, attığımın her adımın, söylediğim her sözün bir geri dönüşümü oldu bana..Kimi zaman öğretici oldu bu geri dönüşler, kimi zaman da beni doğruladı..

Geriye dönüp baktığımda şu an üniversiteye adımını, istediği bölümde okuyarak atmış bir kız annesi olarak, keşke yapmasaydım dediğim bir şey yok..Bugün konuşurken kendisi saçma bulsa da hala diretmelerimi, onu rahat bırakmamalarımı, mutlaka başarmalısın demelerimi o da biliyor ki bu çabalarla gelindi bu günlere..

Biz şanslı bir anne kız olduk bence..O inat etti ben gezerek, sosyal hayatımdan fedakarlık etmeden hazırlanacağım sınava..Ben inat ettim hedefini yüksek tutmasına..İkimizin de istediği oldu, mutlu sona vardık ama herkes bizim gibi dört ayak üstüne düşmeyebilir..

Sistemi tartışmak bişey kazandırmıyor..Sistem bu ve biz ne yapabilirize bakmak lazım, strateji belirlemek şart bence.Önce doğru hedef..Sonra hedef bilgide saklı, rakamlarda saklı, sürelerde saklı..Bunlar iyi özümsenirse neden olmasın? Bir de insanüstü sabır gerek..Kimliğini, kişiliğini arayan bir genci sürekli aynı şeye odaklamak ve onu orda sabit kılmak için  sabır..

Şunu da atlamayalım, İstanbul gibi renkli  bir kentte sınava hazırlanmak daha bir zor..Her türlü eğlencenin nabzının tutulduğu kentte konsantre olmak da ayrı bir sanat..Bu engelleri aşıp, kapak atarsanız üniversiteye her şey bitmiyor tabi..Tersine yeniden başlıyor..Kısacası sınav, rekabet, çalışma, disiplin hayatın her evresinde hep var oluyor..


Bugün kızımla izlerken televizyonda sınava giren gençleri, umut besleyen, korkan, heyecanlanan, sınav boyunca dua eden aileleri içim bir tuhaf oldu..Biliyordum çünkü onlar için o sınavın önemini, her şeyin etiketlere göre şekillendiği dünyamızda, kalıcı etiketlerden birinin öncesindeki telaşı, umudu, çaresizliği..

Dilerim; sınava hazırlanan herkesin sonucu güzel olur..Dilerim; hayal ettikleri, mutlu olacakları bölümde, kaliteli eğitim alabilirler..Dilerim; bu var olma savaşında kazananlardan olurlar.Kazandıklarıysa sadece akademik başarı değil, insanca yaşamak ve yaşatmak olur..

Biz de ailece yeni ygs adayımız için üç yıllık planları yapmaya başladık bile..Tabi o zamana kadar kendisi de adı da değişmezse..Demek ki yine sabır gerek bize, hoşgörü gerek bize, disiplin gerek bize..
Kısaca engin bir yürek gerek bize..

                         

27 Mart 2011 Pazar

güzellik..

İstanbul da güneşli bir pazar sabahı..Yeni bir gün;  bir başlangıca, bir habere, bir sürprize gebe mi acaba? Küçük bir olay, güzel bir söz, bir ilgi, bir bakış ya da anlayış gününüzü güzelleştirebilir mi? Yoksa çok önemli bir şeyler mi sizi etkiler, değerli bir hediye, özel bir tatil, işinizde terfi gibi...

Beni bu sabah aldığım bir mail çok mutlu etti..İçinde insani değerler barındıran, ilgininin, sevginin hissedilebileceği minicik bir mail..Ama içeriği kocaman, dünyalar kadar..Aslında hayat bu işte, büyük gibi görünen şeylerin aslında küçük algılanması, küçük sandığımız detayların büyük, kocaman bir yer bulması hayatımızda..

O zaman taşlar yerine oturuyor bence..Eğer büyük taşların arasına çakıllar, kum tanecikleri girip doldurursa tamamlanırız bence..Hikayede anlatıldığı gibi, sanırım okumayan yoktur profesörün öğrencilere anlattığı bardak hikayesini..Önce büyük taşları doldurmalısın diyor bardağa, bardak doldu gibi görünse de inanma, küçük çakıllarla devam et, yine doldu zannettiğin anda, kum tanelerini bırak üzerine, artık tamam dedikten sonra da suyu ekle üzerine...


İşte böylee..Benim de bu yaşıma kadar yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım, dostlarım, arkadaşlarım, ailem, sevdiklerim..Bardak  sanki doldu gibi geliyordu bana..Ama hayır anladım daha çok yer var, öğrenecek çok şey var hayatta, varlıklarıyla anlam katacak belki de çok insan..

Bugün bu cümleleri  bana yazdıran arkadaşım; mailine, ilgine, duyguların aksettirilemediğini düşündüğümüz bu ortamda gösterdiğin; varlığına, kısaca sana çoook teşekkürler..Güzellik bazen bir resimde, bazen bir manzarada, bazen güzel bir yüzde karşına çıkar, benimse bugün  bir yürekte karşımda..Seninde hayatın kalbin gibi güzel olsun..

                 

24 Mart 2011 Perşembe

gülmeyin..


                               
                                                      

Ne kadar klişe bir söz ‘korkularının üzerine git’..En sevmediğim klişe budur işte..Kardeşim korkularımın üzerine gidecek kadar cesur olsam, korkamam korktuklarımdan.Aman Allah’ım ne korkunç bir cümle oldu..

Tamam benim de korkmadığım bir şey yok ama ne yapabilirim? Korkuyorum, korkularımla baş edebilme fikrinden bile korkuyorum.Korkmayan biri yada korkuları az olan biri korkusuz yaşamanın ne kadar özel ve güzel bir durum olduğunu hayal bile edemez..

Dünyayı paylaştığımız diğer canlı grubu ( hayvan denmesinden rahatsız olanlar için ) içerisinde korkmadığım bir tür yok desem inanır mısınız bilmiyorum? Ve sadece yüksek binalarda, penceresinde sineklik olan evlerde rahatça oturabildiğimi bilseniz yadırgar mısınız?

Onun dışında bulunduğu her yerde bir herhangi bir kuş, böcek ve bilimum hayvanlar çıkacak korkusuyla tedirgin olarak yaşayan bir insanım..Yolda yürürken yanından kedi mi, köpek mi geçecek diye dönüp dönüp arkasına bakan, dışarıdan son derece paranoyak görünen bir insan..


 Çok zor böyle yaşamak, özellikle bahar ve yaz aylarında..Açık mekanlara gidilecek ve ben hep korkular içerisinde oturacağım..Herkes o yerin keyfini çıkarırken, ben radar misali onları takip edip, yerli yersiz çığlıklar atıp, sandalye devirip, kaçıp, saklanıp, komik durumlara düşeceğim..

Beni görüp yargılayanlara sesleniyorum..Hayır ben hayvan düşmanı değilim, tabi ki bende sevmek isterdim onları diğer insanlar gibi..Elimde değil sadece çok korktuğum için tepkim..Ben istemez miyim sanıyorsunuz, sizler gibi kayıtsız kalsam; yanımdan, arkamdan geçip gitseler? Ya da ben de dokunabilsem ve sizler gibi hissedebilsem, bir bebeği sever gibi sevebilsem..

Olmuyor işte hayali bile ürkütücü desem, abarttığımı düşünürsünüz.Herkes yaşadığını bilir derler ya aynen öyle..Yine korkularımla baş başa bir bahara merhaba demek zorundayım..Balıkçıya gidemem, parklarda rahat edemem, herkesin keyif aldığı piknikler ise benim için ütopya..


Tedavi olmamı istiyor yakınlarım ama anlamıyorlar, korkmayıp onlara yakın olduğumu düşünmekten
bile korkuyorum..Neden mi bu konuya değindim? Bir gün bir yerde karşılaşırız belki, belki de benim kadar korkan birileriyle karşılaşırsınız da onu yadırgamayın, gülmeyin, kızmayın diye..

Korkularda anlam aramayın lütfen..Ne kadar saçma da görünse gözünüze, durun bir düşünün..Kocaman insanlar o duruma düşmek ister mi, kimbilir ne kadar çaresizler ki öyle davranıyorlar?

Bir grup mu kursam acaba? Korkaklar grubu J..Bu gruba dahil olacak kadar cesurlar varsa beklerim..Korkaklar grubunun kapıları,  korkmayanlara da açık elbette J..
           

23 Mart 2011 Çarşamba

herkes böyle olsa..

                           
                                                  

Yaşam enerjisi başka bir şey..Gülen  gözlerle dünyayı seyreylemek..Hatta olup bitene seyirci olup gülmek..Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır, slogan olmuştur hatta bu söz..Ben  de tescilledim bu sözü bugün..Tescillemek ne kelime hayranlık duydum..



Yaşlarını tam bilmeme rağmen 60-65 yaşlarında bir çiftin evine konuk oldum bugün kısa süreliğine..Yaşları ile pek bağdaşmayan fiziki görünümleri, gülen yüzleri, mavi gözleriyle  harika iki insanın evine..Kim der yaş yetmiş iş bitmiş..Ütülü pantolonu, modern çizgide giyimiyle yakışıklı amcamız en fazla elli gösteriyor, kısa kesilmiş saçlar ve eşofmanlarıyla güzeller güzeli ablamız..

Hak verirsiniz teyze diyemeyeceğim; benim yaşımda oğlu olsa da en fazla abla olabilir, o görüntü, o ruh, o enerji ve neşeyle..Yüzünde güller açarak karşıladılar bizi..Yüreklerinin güzelliği sadece yüzlerine değil evlerine de vurmuş desem abartı olmaz sanırım..



Günün trendi avangart mobilyalar ve koltuklarla, şıkır  şıkır perdeler, osmanlı çizgileri taşıyan aksesuarlarla benim diyen mimarın beğeneceği bir salon..Aynı özende yatak odası, kullanışlı ve şık..Mutfakta doğal olsun  sevdasıyla  yapılan ve burnumuza gelen ekmek kokusu..En özenli şekilde pişirilen renkli fincanlarda mis  kokulu türk kahvesi eşliğinde yapılan hoş sohbet..

Gönül hoşluğu bu olsa gerek..Her daim birbirine destek, zevklerde, titizliklerde, keyifte buluşan bir çiftin yaşlılığı demeye dilim varmıyor olgunluğu..İnsan daha ne ister ki diye düşünüyor..O yaşta evlatlar evlendirilmiş, torunlar sarmış çevrelerini ama kendilerine ait özenli bir yaşamları var..Sadece kendileri yaşamıyor bu özeni ve güzelliği önce çocuklarına, torunlarına ışık oluyorlar, enerji veriyorlar..Sonra da çevrelerinde onlarla komşu, akraba olma lüksüne sahip olanlara bence..

Düşünürsem, bir saatte bile onların enerjileri bana geçtiyse, benim sesime bile yansıdıysa, günüme neşe kattıysa, bana yaşama sevinci eklediyse..Onlarla bir ömür geçirenlere ne mutlu..

Böyle olmak isterim ben de ileride..İnanın bu  insanlığa bir hizmet..Yaşam şartlarının zorlaştığı, dünyanın düzenin bozulduğu, ekonominin bu kadar dengesiz olduğu bu zaman diliminde bir insana dahi bu enerjiyi geçirmek, bir insanın ruhunu aydınlatmak ne büyük haz..

Etrafımıza baktığımızda bu tür insanlar çoğunlukta olsa eminim bir çok şey değişir..Bir çok olumsuzluk terk eder sahibini..Yerini huzura, belki neşeye bırakır..İyi ki onlar var, iyi ki onlar gibi mutlu insanlar var..Umut veriyorlar, geleceğe dair güzel bir umut beslemeye hasret olduğumuz bu günlerde, iyi ki yaşamımızdalar..
                                           

22 Mart 2011 Salı

ışığını söndürmek...

                                               
                                     
                                     
                        


Bir insanla ilk karşılaşma da ne önemlidir sizin için?..Kimi gözler der, kimi eller, kimi bakış, kimi duruş..Aslında hepsi de önemlidir ama bence en vazgeçilmezi, hepsini kapsayanıdır ışık..Her insanın kendine has bir ışığı vardır..Kiminin öyle bir parlaktır ki; gözlerinizi alır bakamazsınız, kiminin mum ışığı gibidir; sadece etrafını hafifçe aydınlatır..


Tepeden tırnağa süzülür..Giyimde tercihi mi, saç şekli mi, ayakkabılarının modeli mi, ellerini koyuş şekli mi, oturuşu mu, ses tonu mu, vurguları mı önemli? Tabi hepsi bir yargıya vardırır kişiyi..Şekilsel kararlardan vazgeçmek kolay değildir..İlk donelerdir onlar bizim için..Ya sonra?

Sonra herşey değişir..Fikirler, hayata bakış, hayatı algılayış ölçü birimi olur sizin için..Zaman ilerledikçe daha da derinleşir kıstaslar..Paylaşımlar arttıkça, olaylar yaşandıkça, sevinçler, çoşkular, hüzünler ve bunlar karşısındaki tavırlar belirler bir çok şeyi..

Başta bunları süzme yeteneğine sahip olmadığımız için önemlidir işte ışık..Fikir verir detaylara  dair bana..Güveni kendine ve insanlara, beden dili ne anlatıyor acabaa? Genelde yanılmadığımı düşünürüm ilk düşüncem hakkında..

Bir de kendini saklayanlar vardır..Korumaktır amaçları kendini..Onun süzgecinden geçerseniz size kendini tanıma fırsatı verir..Herkesin farklıdır işte ilk karşılaştığı kişiye bakışı, algısı..Ben o ışığı arıyorum karşımda, bulursam daha bir sıcak bakabiliyorum ona..


                 

21 Mart 2011 Pazartesi

arkadaşlarla..

Yine soğuk yine puslu yine hafif yağışlı bir hava..Bahar gelir gibi yapıyor, yüzünü gösteriyor, kaçıyor..Naz yapan sevgili misali.Adı üstünde sevgili; gelecek yani, ne kadar sevildiğini, beklendiğini test ediyor..


Yolu beklenen sevgilinin karşılanması da başka türlü olur ya..Biz de bahar gerçekten yüzünü gösterdiğinde, kemiklerimize, iliklerimize kadar ısındığımızda, yeşilin tonlarına hayran kaldığımızda, çiçek kokuları etrafımızı sardığında bir başka çoşacağız sanırım..

İstanbul'un iş merkezi Mecidiyeköy' de buluştum bugün arkadaşlarımla..Sayıları artık tarafımızdan bilinemeyecek kadar çok olan AVM' lerin birinde..Lise arkadaşlığı bir başka derim hep.. Üzerine daha ne arkadaşlar edinildi; üniversiteden, iş yerlerinden, aile çevrelerinden, çocukların arkadaşlarından..

Ama daha bir samimi, daha bir gerçekçi onlar..Düşünsenize kırk yaşındasınız ve onbeş yaşından beri sizi tanıyan hayatınızın en önemli evrelerine tanıklık etmişler..Dile kolay yirmibeş yıl..Neler paylaşılmamış ki; ilk aşklar, evlilikler, ayrılılıklar, doğan çocuklar, hastalıklar..Çocukların eğitim maceraları, onları yarınlara hazırlama turları..


Kimbilir daha neler paylaşılacak; bu kez  çocukların aşkları, onların anne baba oluşları, iş hayatları, inişleri, çıkışları..Her telden her dilden bir sohbetti, uzunca bir süre yakın olupta görüşemeyen arkadaşların buluşması..Ne kadar farklı da olsa kulvarlar, yaşamlar.. Duygular benzer, dilekler benzer.

Bir kere daha farkına vardım ki bizim buluşmalarımız terapi...Sanmayın dertler konuşuldu, masaya yatırıldı..Sadece birbirimizi görmemiz, birlikte yediğimiz yemek, kahkalarımıza  karışan kahve keyfimiz, herşeyi bir tarafa bırakıp anı yaşamamız, terapi..


Yıllarca görüşüp de bugün aramızda olamayanlar da vardı tabi..Onların  da katılacağı on gün sonraki buluşmayı da planlayıp ayrıldık..Üç saat gibi kısa bir süreydi ama çok keyifli ve güzeldi..Eskidikçe değerlenen özel parçalar gibi, bizimde arkadaşlığımız çoook değerli..Yıllara inat daha taze, daha yeni..