28 Şubat 2011 Pazartesi

kendime

           Ruhum;

Uzun zamandır seni dinleyemedim..Her anı birlikte yaşasakta sana pek kulak veremedim..Öncelikleri hep günün getirdiklerine verdim..Ara sıra derinden senin de sesin geliyordu kulağıma ama duymak pek de işime gelmedi..


Günler birbirini kovalarken hayat koşturmacasıyla, geceler hep sesizliğe bürünüp kayboluyordu..Bazı geceler sesin daha bir yüksek geliyordu sessizlikte, ama duymamak içini yorganı üzerime çekiyordum..Daha kolay geliyordu, kısmak sesini..


Senin söylediklerini yapmaksa hep zor geliyordu bana, sanki sen değil de annem konuşuyordu..Hep doğru, hep temkinli, hep mantıklı..İnsan hep doğru olamıyor, olmak da istemiyordu..

Oysa herşeyi seninle yaşamıştık..Bütün fırtınalara karşı seninle durmuş, seninle ağlamış, seninle haykırmış, seninle setler çekmiştik dünyaya..

Hatırlar mısın yaşadığım ilk travmada nasıl da canın yanmıştı? Ne olduğunu anlamam benim yıllarımı almıştı da , kimbilir sen ne kadar ürkmüştün? Seninle hep beraberdik, ama bir o kadar da ayrı..


Senin sevdiklerinle benim sevdiklerim hep aynı olmazdı..Sen hep huzur isterken ben tehlikelere dalardım..Biliyorum sen beni hep engellemek isterdin ama ben maceracıydım..Eğer seni dinlesem belki canım hiç yanmayacaktı.Ama o zaman da öğrenmeyecektim bunları..


Yıllar geçti seninle birlikte ; ne badireler attık, ne çoşkular yaşadık, ne  hüzünler bıraktık geride, ne mutluluklar biriktirdik arşivde..Ame ben hep kendi bildiğimi, kendi dediğimi yaptım..Sana haksızlık ettiğimi farkettim de, kabul etmek istemedim..

Hep böyle değil miydi ki? Yanlış olduğunu bilirdim belki de  yaparken..Ondandı kendime kızmam zaten, kimsenin cezasına gerek yoktu..Ben kesmiştim bile kendi cezamı o hatayı yaparken..

Sana söyleyecek, itiraf edecek çok şey var..Kolay mı yalnız yaşanan onca yıllar..Kabul ettikçe ben olanları, sindirdikçe yaşananları belki de ne mektuplar yazacağım daha sana...Biliyorum sadece küçük bir başlangıç bu..Mektuplar sevgi sözcükleriyle, tekrar kavuşma temennileriyle bitirilir ya ondan işte..

                                                                                                               sahiben..

                          
                             

                             
                                                   
                                                          

ayrılan yollar

Paylaşımların ortak olduğu zamanlarda birileriyle yolumuz kesişmiştir elbet..Onlarla bir süre yola devam etmiş sonra herkes kendi yoluna gitmiştir..Sanki o zamanlarda hep beraber olacakmışsın gibi gelir ama öyle değildir..Ortak konu neyse, o bitince yavaş yavaş  kopmalar başlar..


Öyle ama, hayatımıza bir dönem giren herkesin hayatımızda kalması aslında imkansız gibidir..Ne ruhun ne beynin taşıması olası değil o kadar kişinin yükünü..Aslında geriye kalanlar gerçek yol arkadaşlarımızdır..Vazgeçemediklerimizdir onlar, olmazsa olmazlarımızdır..

Aslında zaman belirler onların kimler olacağını..Belki hepsine aynı şansı verirsin ama kişiler kendi seçer nerde olacağını..Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda kimlerin yarı yolda indiğini belki de hatırlamayız bile..İndirmek istediklerimiz olmuştur inmeyen, yada inmesin diye beklediklerimiz alelacele inmiştir..

Daha kimler misafir olacak hayatlarımıza, sadece bir kahve içip gidecek olanlar, ya da yerleşip kalacaklar..Sayılarını, cinsiyetlerini, adlarını bilemeyiz..Ya molalarda, ya hareket halindeyken tanıyacağız onları..Ama hepsi birer iz bırakacak bizde; kimi derinde, kimi yüzeyde..

İnsanız hepimiz etten, kemikteniz, duygularımız benzer, duruşlarımız benzer, isteklerimiz benzer..Ama hayatlarımız çok farklı..İşte o yol arkadaşlarından, bambaşka hayatlardan, ayrılan yollardan elimizde kalansa sadece yaşanan..

                                             

27 Şubat 2011 Pazar

soğuk bir cumartesi..

Dünün aksine bugün öyle harika başlamadı günüm..Evet hava buz gibiydi, benim mevsimimdi, uykumu da almıştım..Sıcacık evimde, çayım elimde , gazetem önümde, keyfimin yerinde olması gerekti aslında..Ama değildi yani keyifsiz de değildim, ne öyle ne böyle iştee..

Kahvaltı faslı, hızla bir toparlama, mailler, blog ziyaretleri, okunacaklar derken, meleğimi spora götürdüm..Onun antrenmanını izledim..Devamsızlığından dolayı hocası biraz  sitem etti..Sanırım biraz  onun etkisiyle biraz da sorumluluk konusundaki hassasiyetim yüzünden içim sıkıldı..


Sonra yaşam Pınar'ıma uğradım, tam onunla ve masal kentimizin Dicle'siyle keyifli bir akşama merhaba derken; ablam, abim ve iki yeğenimin geldiğini duyarak eve indim..Uzun sohbetler ve biraz tv izledikten sonra onları uğurladım..

Şu an iyiyim, anladım ki eğer canınız bir konuda sıkıldıysa hemen ortam  değiştirin..Canınızı sıkan konunun kahramanlarından biraz uzak kalın ve aklınızdan çıkarın..Bana iyi geldi tecrübeyle sabittir..Hiç planladığım gibi bir gün geçirmedim ama akşamı ve gecesi güzel oldu..

Demek ki çok şartlamamak gerek bazen planların tersine dönmesi bile hoşunuza gidebilir..Bugün benim öyle oldu, iyiki de oldu..Bakalım yarın nasıl geçecek haftasonuna vedamız nasıl olacak? Biliyorum ki hava buz gibi olacak yine...

Herşeye rağmen,

Soğuk bir havada sıcacık bir pazar umuduyla..

                                           

25 Şubat 2011 Cuma

sera etkisi..

Yine harika bir kış günü istanbul'un..Kasvetli ve karanlık..Bir de akşam saatleri ile gelen pus var, düşünün artık oluşan güzelliği..Ne yapabilirim seviyorum kasvetli havaları...Daha enerjik daha bir mutlu oluyorum, herkesin aksine...

Biliyorum; okurken bir çoğunuzun şöyle pırıl pırıl bir güneş açsa, her yer aydınlansa, kuşlar cıvıldasa, kalpler hoplasa diyesiniz var ama elimde değil, ben bu havalarda da mutluyum, içim bir hoş..Bunda belki öğlene kadar uyumanın, beden ve ruhumun dinlenmesinin de etkisi var..Hoş olmasa da ben de sera etkisi yapıyor bu hava :)Az sonra sevdiğim bir dosta gidecek olmanın coşkusunu da yabana atamam elbette..


Aslında ben Londra'  da mı yaşamalıyım diye düşünmedim değil..Orda hava hep bu modda ne de olsa..Ama yok yok , ne kadar sevsem de kasvetli havayı biliyorum ki baharın tadı bambaşka..Cik cik öten kuşlar , çiçeklenen ağaçlar, rengarenk güller ve tabi her yeri örten  polenler..

Çok severim ben de mis gibi gül kokularının her yeri sardığı, yeşilliklerle bezenmiş parkurlarda ya da deniz kenarında, bol bol oksijeni içime çekerek yürümeyi..Alırım ben de  baharın verdiği haberi..Yazın geleceğini, tekrar kasvetli günler için  daha dört beş ay beklemem gerektiğini..

Sayılı günleri kaldı benim mevsimimin, kayıp bir kez daha gidiyor elimden..Ama çooook kışlar geçti ömürden, varsa yaşayacak gün; yine geçer bahar, yaz kavuşuruz biz..Şimdi tadını çıkarmalı İstanbul'un, karanlık, kirli, yorgun havasını içime çekip, ıslak yerlere basarak , yağmur kokusuyla ve hafifçe ıslanarak keyif yapmalı..

Unuttuğum bir şey var tabi, cuma akşamı ve yağmur trafiği bir de ona yakalanmazsam, olmaz benden mutlusu..Herkese güzel hafta sonları..

                                                   

24 Şubat 2011 Perşembe

sessizliğin sesi..

Ne güzeldir sessizliği dinlemek..En güzel ses hangisidir diye sorulsa, verilecek cevap çok..Bebek için annesinin sesi, müzisyen için enstrümanının sesi, seven biri için sevgilisinin sesi, .....

Bense, sessizliğin sesine aşığım..Öyle bir huzur verir ki, günün yorgunluğunu alır, kimi zamansa yoğun bir güne hazırlık seansı gibi gelir bana..Saatin tik tak sesinin, kendi kalp atışlarınla birleşmesini işitmek..Her türlü arınmak gibi gelir bana..

Korna sesleri, çalışan motorlu aletlerin sesleri, yüzlerce arabanın  egzoz sesleri, koşuşturan insanların ayak sesleri, çalan radyodan gelen müzik sesleri, açık kalan televizyondan gelen haber sesleri...


Kendi iç sesimin bile bazen beni yorduğunu düşündüğümde, dayanılmaz gelir geriye kalan sesler..İşte o anlarda tadına doyulmaz sessizliğin...En sevdiğim tenorun sesi bile tırmalar kulağımı..Duymak istediğim tek şey olur, o zaman sessizlik..


Ayakların yürümekten, ellerin kimi zaman taşımaktan, kimi zaman yazmaktan, dilin söylemekten, kalbin sevmekten yorulduğu gibi kulaklar da istediği, istemediği her şeyi dinlemekten yorulur..Duymama hakkını kullanır bazen duysa da..


İşte öyle anlarda ne güzel gelir sessizliğin sesi..Sesi yetmez hatta çığlığı bile istenir..Öylesine ruhu dinlendirir ki, terapi gibi gelir..

Bazen de sadece yüreğimin sesini dinlemek isterim.. Ne fısıldıyor bana diye duymak isterim..Öyle anlarda fark ederim, diğer seslerin  yüreğimle arama girdiğini..Duyamadıklarımın benden neleri eksilttiğini anlarım.."Yok bir daha olmaz yapmam" derim her seferinde, "önceliği kalbimin sesine  vermeliyim" derim..Derim de belki de ilk gürültü arasında kaynar gider sesi kalbimin..


Sessizliğin sesinde dinledim yine  kendimi bu sabah, derin derin nefes aldım..Sessizliği dinledim uzun uzun, üzerine basılmamış bir kar kadar temiz, hiç koklanmamış bir çiçek kadar taze, maratona hazır bir atlet kadar güçlü hissettim günü..

Ve şükrettim tüm bu sesleri işitebildiğime ...


En önemlisi kendi sesimi,


Yüreğimin sesini işitebilmeme...




22 Şubat 2011 Salı

nedensiz..


Her şeyin altında neden aramak doğru olmaz bence..Hiç bir amacı olmayan, kendi halinde çok bakışım vardır benim..Ya da kendimedir tavrım, duruşum, halim..

Bazen okun hedefini bulduğu gibi on ikiden vurur sözlerim..Bazense deli bakışlarımın anlatmak istediğini anlatamaz yığınlarca kelime..Yaklaşamaz yanıma kimse, hiçbir şey demesem de duruşumu gözlerse..



Bazen bir kelime  sevdirir, bazense ölümüne nefret ettirir...Ne kadar önemlidir kelimeler..Yanlış seçilirlerse eğer  ipe bile götürebilirler...
 
Şimdi düşünüyorum da ben yazmayı çoktan seçmişim aslında.. Anlaşılmadığımı düşündüğüm zamanlarda, yazdım defalarca..

Ne kadar uğraşsam da derdimi anlatamadığımda, kelimeleri içeriği gibi hiddetli dile getirmekten korktuğum anlarda, beni ne kadar kırdıklarını anlamadıkları zamanlarda aldım kalemi elime..

Kelimeler benim yol arkadaşım, evet ama sadece konuşurken değil, bazen kalemle kağıda yazarken, bazen de hayalimdekiler..İyi ki var kelimeler, nasıl anlatırdık ki kendimizi, zaman zaman onlar bile kifayetsiz kalıyorken.


Tamam biliyorum bazense en derin sessizlikler daha etkilidirler kelimelerden.. Daha vurucu olabilirler, düşünülerek söylenmiş cümlelerden..Bazen sessizliğin sesi, çaldığı melodisi kulağa daha hoş gelir bestelenmiş sözlerden..

Zor zamanlarda kurtarıcı olan kelimeler,
 

Kimi zaman yapayalnız bırakıverirler..

                      

20 Şubat 2011 Pazar

karmaşa..

Hava buz gibi bugün istanbul' da..Soğuğu anlamak için balkona çıkmam yetti, dışarı çıkan kızımın ardından bakıp, onu en güvenilir merciye teslim etme seansım sırasında..(dua)  İliklerime işledi denir ya, o sözü bizzat yaşamış biriyim ev haliyle balkona çıkınca..Dünden kalma mı bilmem ama ruh halim de en az hava kadar soğuktu bugün..Birkaç girişimim de yeterli olmadı evdeki havamı düzeltmeye..


Kızmaya, sinirlenmeye, üzülmeye açık bir günümdü sanırım..Okuduğum yazılarda, düşüncelerimde gözyaşlarım bana pek bir eşlik etti bugün..Olsun "ağlamak iyidir temizler insanın içini" diye beni aydınlatan arkadaşımın da sözünü dikkate alarak akıttım yaşları, istemeyerek de olsa..


Kardeş ya ağlamak ve gülmek, sanki o yaşlara inat pek bir güldüm akşam saatlerinde..Hüznümü dağıtmaya gelen kızım ve arkadaşıyla..Beni güldürmek için geldiler diye düşündüm arkalarından bakarken..İyi ki geldiler..İyi geldiler bana..İçimi döktüm biraz onlara, onlarda sırlarını verdiler bana..Tamam biraz söylendim, kızdım, kabul ediyorum ama insanın zaman zaman ihtiyacı oluyor böyle anlara..


Şimdi elimde moral olsun diye getirdikleri gelin gibi, bembeyaz çiçeğime bakarken gülümsüyorum..Ağlamak mı iyi geldi, kızlar mı, çiçek mi bilmem ama..İyiyim şimdi, daha bir rahat, daha bir huzurlu..Çiçeğim gibi bembeyaz bakıyorum dünyaya..


Yeni bir haftaya temizlenmiş, dingin  bir ruhla merhaba demeye hazırım şimdi..

Bu satırları okuyan herkese diliyorum gülümseyen, güzel  bir hafta..