7 Eylül 2012 Cuma

ilginenlere yaz sonu durum bildirimi..



Bir güzelliğin daha sonu geliyor..Ben ne kadar kış insanı olsam da yazın muhteşemliğini yadsıyamam..Buruk değilim doğal olarak..Gelecek günler benim en sevdiklerim çünkü..Kentimin bu mevsimini; egenin muhteşem havasına, cennet koyların tarifsiz güzelliğine bile değişemeyeceğimi anladım bir haftalık ayrılık bitince..

Bir saklanıp bir görünen güneş, yaprakları yerinde duramayan ağaçlar, insanın içini ürperten rüzgar, açık pencereden salınan perdeler, sahilin sessizliği hepsi sonbaharın habercisi..Kıyıya vuran dalgaların sesi, gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı..Kainata ve yaratıcısına hayranım yaşadığım her saniye.Ne tarafa baksam ayrı bir doğa harikası görmek, büyülenmek, azameti karşısında sus pus olmak..Kelimelerin yetersiz kaldığı anlar bunlar..Hisleriminse alabildiğine coşkulu, sevinçli mutlu olduğu anlar.Şükür edebiliyor olmayı diliyorum ki, o zaman mutluluğum katmerleniyor..

Şimdilerde bizim evin ritüeli, bir telaş var..Yazlığa veda günleri; toparlanma, evi kapatmaya hazırlanma, kentin kalabalığına karışma, taşınma, yerleşme telaşları..İşler zor olsa da gözümde bir hayli büyüse de vuslat ya yine güzel..

Her şey toz pembe değil, hayat hep gülümsemeyebiliyor  bize ..Zaman zaman hepimizi çok zorluyor..Acılar, göz yaşları, üzüntüler hepsi bize yakın..Ama insanoğlu şaşırtıcı, yaşama isteği zorluklarla baş etme gücünü de veriyor..Umut ayakta tutuyor; yalpalayınca denge, düşünce yeniden ayağa kalkma enerjisi veriyor.

Bu yaz ben zenginleştim.Yeni insanlarla tanıştım.Değişik hayatlar, değişik yürekler tanıdım, dolayısıyla değişik sesler duydum.Normalde bu konuda pek istekli olmadığım ve bayağı bir zamandır bu konuda kendimi sınırladığımı için, iyi geldi bana..Aslında böyle davranmama zamanın bereketsizliğinin sebep olduğunu biliyorum..Var olan dostlara, arkadaşlara, aileye, eşe dosta ayırdığım zamandan çalmama sebep olduğu için uzak duruyordum..Ama bu kez öyle yapmadım..İyi ki de yapmadım..Mutluyumm..

Tatilden dönmeler, okul hazırlıkları, sonbahar telaşları, planlar, programlar..Bu hummalı koşuşturmaca içinde güzellikleri ve anı yaşayabilmek için hareketlenme vaktidir şimdi..Öncelikle okuyanların, sonra hepimizin  gönlünce geçen, güzel günler olsun.


 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

selam olsun

Çöl sıcağı gibi bunaltıcı bir günde bardaktan boşanırcasına yağan yağmur mu sebebi, yoksa sipariş üzerine mi şu an buradayım bilmiyorum..Bildiğim bir şey var ki altı aydır açmadığım kayıt sayfasını açtım ve geçtim klavyenin basına..Düşünülmüş, kurgulanmış bir şey yok elbette..Bu geçen sürede ne yaptığımı anlatmayacağım ve neden uzaklaştığımdan da bahsetmeyeceğim..Kasıtlı deği, ben de tam olarak bilmiyorum ki neden soğuduğumu..Dönüp de arkama bile bakmadan gidişimi..

Ne takip ettiğim blogları okudum ne de kendi yazdıklarımı.. Neden yazdığımı düşünmediğim gibi neden yazmadığımı da sorgulamadım..Soranlar olduğundaysa  mantıklı bir cevap bulamadım..

Belki de her sorunun bir cevabı olmak zorunda degil..Ya da her bilgi bir soruya cevap degil..Ne geçmiş ne gelecek aslolan şu ansa ve ben burdaysam sebebime teşekkür etmeliyim..Tuşların ritmik sesi, noktalama işaretlerinin ahengi etkisine aldı bile beni..

Geçen sürede hiç birşey değişmedi..Bu şikayet değil şükür..Sahip olunanları kaybetmemek en büyük zenginlik.Sağlık, aile, dostlar, arkadaşlar, blogdaşlar okurlar..Nasılsın dendiğinde değişen bir şey yok cevabını veriyorsam kendimi şanslı hissediyorum.Polyannacılık degil, sadece pamuk ipliğine bağlıyken her şey, rutini sürdürebilmenin mutluluğu, farkındalığı.

Artık burda mıyım, yine severek okuduğum blogların takibinde miyim, "acaba yazılarım okunmuş mu, yorum gelmiş mi" diyerek bilgisayar başına geçer miyim, en azından gün aşırı bir post yayınlamalıyım heyecanını taşır mıyım bilmiyorum..Sadece öyle olmasını istiyorum..Ve olursa görüşmek üzere diyorum..

Okuyan herkese selam olsun..


 
bu da tüm yaz seyrine doyamadığım manzaram
 
 

15 Mart 2012 Perşembe

yaşamak-yaşam-yaş


 


Beyaz saçlı, fötr şapkalı, elinde gazetesi, takım elbisenin üzerine giydiği paltosu ve tıraşlı haliyle hafif kambur ama vakur duruşuyla seksen seksen beş yaşlarında eski bir İstanbul beyefendisi, yanında yine  o yaşlarda bir amca elinde poşete konmuş ekmeği sohbet ederek yavaş yavaş yürüyorlardı.."Yürümek çok güzel" dedi fötr şapkalı olan, diğeriyse asıl "nefes almak çok güzel" diye cevap verdi..

Yanlarından geçerken kulak misafiri olduğum bu diyalog çok duygulandırdı beni..Kim bilir ne hızlı yaşamışlardı, gençlikleri, orta yaşları ve şimdiki halleri..Farkındalıkları; artık gereken tek şeyin sağlık olduğunu anlamaları..Bitmeyen yaşam telaşının arasında onlar da soluk soluğa kalmışlardı muhakkak..Bugünlerin gelebileceğini hiç düşünmemişlerdi belki de..

Eğitim, iş hayatı, evlilik, ev al, araba al, çoluk çocuğa karış, çocukları yurt dışına yolla derken kendilerini bu halde bulmuşlardı belli..Yaşamın gereklilikleri derken yaşlılığın gerekliliklerine gelmişti sıra..

Tecrübe edinilmişti evet ama bedeli ağır ödenmişti..Pişmanlıklara gebeydi hep gençlik.."Şimdiki aklım bu yaşımda olsaydı"  klişesi onlar için de bir gerçekti..Geriye dönük ne keşkeler vardı içlerinde  kim bilir..

Unları eleyip, elekleri asmakla iş bitmiyordu ama ömür varsa..Sevimli yaşlı olmak gerekti..Gülümseyen, gülümseten yaşlı..Yaşadıklarını anlatırken profesörlere denk yaşlı..Her bir hikayesi tez konusu olabilecek, hayat dersi verebilecek yaşlı..

Üstüne bir arkadaşımın seksen üç yaşında babasını gördüm bugün tesadüfen..İçim eridi yine..Derya deniz bir beyin, saygı sevgiyle yoğrulmuş ve yoğurmuş bir insan, ama beden eskimiş ne çare..Konuşurken belli olan saygısı, selam söylerken ki mütevaziliği, görmüş geçirmişliği bambaşka..

Şimdiki nesile bakınca onların yaşlandığındaki diyalogları düşünemiyorum bile..Günden güne bozulan dilin, adap-edep yoksunu gençlerin üzdüğü kadar geleneksel değerlerin saygının, sevginin ve gösteriliş şeklinin  halen var olduğunu görmek mutlu ediyor..Hele bunları genç birinde gördün mü değmeyin keyfime..

29 Şubat 2012 Çarşamba

şarj sorunu


Metropol bir şehirde, bir çok değerin anlamını yitirdiği, herşeyin çabucak tüketildiği, çıkarların ön planda tutulduğu bir dönemde, insanın günlük seyrine, yaşamı süresince devam edebilmesi için desteğe ihtiyacı olduğu yadsınamaz bir gerçek..

O desteği kim bulabiliyor ki biz bulalım diyenlerin sayısının  hiç de az olmadığını biliyorum..Destek  dendiğinde ilk sırayı maddi yükü fazla olan kavramlar alıyor..Psikoloğa gitmek, spor klübü üyeliği, seyahat, alışveriş gibi..

Yiyeceklerin organiklerinin arandığı, katkı maddeleri, gdo' lu besinlerin etrafımızı sardığı, beslenme uzmanlarının en revaçta olduğu bu dönemde, ruhumuzun beslenmesinin gözardı edilmesi, dayatılan kavramların liste başı olmaları bir çoğumuzu zaman zaman köşeye sıkıştırıyor..

Telefonların bataryaları bittiğinde şarj edilmesi gerektiği gibi, insanlarda da teknolojinin getirdikleri yanında götürdükleriyle sık sık bu ihtiyaç doğmakta..Ve bu şarjın temelinde sevginin, güveninin ve paylaşımın yattığı gerçeği var..İnanç  işin başka bir boyutu ama, kişisel..Genelleyebileceğimiz ise alınan enerji..Ki bu enerjinin kaynağı kimi zaman eş, bazen anne baba, arkadaş ya da komşu bile olabilir..

Günü yaşarken karşılaşılabilen maddesel zorluklar için her türlü materyalist çözüm bulunabilirken, manevi zorluklar için, ruhun açlığını gidermek için çaba harcanmaması bir tuhaf doğrusu..Bir çocuk dünyaya geldiğinde karnı tok, sırtı pekse aile görevini yapmış kabul eder kendini..Kişiliğini belirleyecek kavramlar verilmeyince, yetişkin olduğunda  o  da etrafına sadece elle tutulan, fiziksel, maddesel değerler içeren geri dönüşler yapacaktır..

Bir süre sonra bu değerlerin içi boşalacak ve yetersiz kalacaktır..İşte o zamana kadar akla gelmeyen ruhi beslenme eksikliği devreye girecek, sorunlar için bulunan çözümler de işe yaramayacaktır..

İlkokul sıralarında öğretilen barınma, beslenme, eğitim hakları arasına uygun bir şekilde ruhsal gelişimi besleme hakkını da koymak gerektiği düşüncesindeyim..O zaman etrafımıza baktığımızda herşeye sahip mutsuz insanlar yerine, taşların yerli yerinde oturduğu, bir takım eksikleri olabilen ama huzurlu, yüzleri gülen insanlar görebiliriz..

28 Şubat 2012 Salı

MİMoza çiçeğim

Gün henüz ağarıyor..Her gün yeni bir başlangıç..Onu müjdelercesine sessiz bir sabah..Vadediyor her şeyi..İsteyen istediğini alıyor..Çalışan bereketini, uyuyan ağırlığını, yürüyen enerjisini..

Ben mi?

Sessizliğini, huzurunu..

Seviyorum sabahı..

Gece zifiri karanlık..Işıklar yanıyor tüm evlerde..Farklı filmler çekiliyor hepsinde..Herkes senarist, herkes aktör, herkes figüran..

Ben mi?

Yazmayı seviyorum..Oyuncularım kişisel özelliklerini ekliyorlar elbette..Bizim evin senaryosunu hem yazıp hem oynuyorum kimi zaman beğenmesem de..

Geceyi seviyorum..

Kentimi seviyorum ben tüm zorluklarıyla..Kalabalığıyla, trafiğiyle, insan çeşitliliğiyle..Dillere destan güzelliğiyle sevmekten de öte..

Mevsimleri seviyorum..En çok da kışı..Lapa lapa yağan karın düşüşünü, düştüğü her yeri her şeyi..O an havadaki saflığı, temizliği çok seviyorum..İlkbaharı seviyorum umutları yeşerttiği için..Sonbaharı hüznüyle, yazı neşesiyle seviyorum..

Yalnızlığı seviyorum kalabalıklar kadar..Gezmeyi yorulana kadar, ruhuma geçecek kadar gülümsemeyi..Ağlamayı kimi zaman göz yaşlarım bitene kadar..

Sanırım bunlar sevgili Ayla'nın namı diğer HANIM İĞNESİ 'den gelen mimin ilk sorusuna cevap olur..

En sevdiğin nelerdir?Nelerden hoşlanırsın?

Bazı ritüellerim vardır bilgisayar konusunda..Ardarda beş sayfa açarım hemen..Twitter; kızlarımın, Türkiye'nin ve dünyanın son dakika gelişmelerini takip etmek için, facebook arkadaşlar neler yapıyor diye, blog malumunuz zaten ki son günlerde sadece okuyorum, mail hesabı; ekstrelerin-faturaların takibi için, günlük gazeteler; gündemi takip için.. Aaa bir de kelimatör tabi..Hiç de fena değilim hani :)
Sosyal medyadan uzak kalamıyorum görüldüğü gibi..

"Bilgisayarda nasıl vakit geçirirsin?" sorusuna cevaben..


Bu iki kategoride incelenebilir benim için..Benim almak istediklerim ve kızların aldırmak istedikleri..Doğal olarak onların listesi kabarık ve yoğun baskılardan artık onları da  ben almak istiyormuşum gibi hissediyorum :)

Madem soru bana yöneltildi öncelik hakkımı kullanıyor ve tablet pc diyorum..Kişisel olsun mümkünse desem de bana kalır mı bilemiyorum..

Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız bunlar neler olurdu?


Evde, paylaşılan videolar harici pek müzik dinlemiyorum..Arabadaysa sevdiğim bir kaç radyo kanalı..Özellikle ben seçeceksem de şarkı değil cd seçiyorum..Yaşar, Candan Erçetin, Volkan Konak..


Şu aralar en çok dinlediğin üç şarkı?

Biliyorum cevap-soru oldu, ama bir futbol deyişiyle gelişine yazdım :)

Ayla'cım teşekkür ediyorum..Mimleri seven var sevmeyen var, bu yüzden sevdiğini bildiğim, cevaplarını zevkle okuyacağım  kişiyi mimliyorum AYNUR..


 şarkı

14 Şubat 2012 Salı

her gün bir kapsül alsak..



Her onlu yaşımı  bir duyguyla tanımlamam gerekse, sanırım henüz birincisinde olduğum kırklı yaşlarımı huzur olarak adlandırabilirim..Otuzlu yaşlarımı farkındalık, yirmili yaşlarımı sevgi, onlu yaşlarımıysa heyecan..

Dikkat ederseniz bir olgunlaşma seyri var bu gidişatta..Heyecan sevgiye, sevgi farkındalığa ve farkındalık huzura yelken açmış..Açıkçası bu beniM kendi duygusal ve kişisel yolculuğum olduğu için tecrübelerden kopya çekmeden ellili yaşlarımda hangi duyguya geçiş yapacağımın merakı içindeyim..Belki de kırkların sonuna doğru  ipucunu bulurum ama henüz bilmiyorum..

Huzuru besleyenin sevgi olduğunu fark etmek  yaşarken hiç zor olmadı..Yaradanı sevmekle başlayan bu süreç, kendimi severek anlam kazandı ve ardından o sevgiyi vererek çoğaldı..Sevgi olumlu düşünme gücünü getirdi yanında..Olumlu düşünce sevgi dolu ortamların kapılarını araladı..

Hepimizin bildiği bir şey, "hayata  ne verirseniz onu geri alırsınız"..Bumerang misali; yaydığımız enerji, yaptığımız iyilik, yüzümüzdeki tebessüm.. Kimi zaman fazlasıyla kimi zaman verdiğimiz kadar geri döner bize..

Elbette hayat çiçek-böcek ikilisinden ibaret ve toz pembe değil..En olmadık zamanlarda en beklenmeyen kişilerden bile tebessüme asık bir surat, sevgiye nefret ya da alakasız bir tepki de gelebilir..

O zaman yüce gönüllü olmak, bağışlayıcı olmak, anlayışlı olmak için yaşamanın anlamını çözmüş olmak gerek..Kötülüğün en büyük silahının iyilik olduğunu bilmek gerek..O durumda verilecek en güzel cevabın susmak ve beklediği tepkiyi vermemek olduğunu bilmek gerek..

Şaşırtmak bazen insanı alabildiğine mutlu ederken sürprizlerle, bazense en güçlü olduğunu düşündüğü anda süngüsünü düşürür ve afallatır..Gülümsemek her durumda kalbi yumuşatır..Sevgi zerrecikleri yayar ortama ve nefes alıp verirken farkında olmadan teneffüs edilir..Belki de olumlu düşünmenin ve olaylara pozitif bakmanın  domino etkisi, fiziksel olarak böyle açıklanabilir..

Ben de sevgililer gününde işin ticari boyutu, dayatma haline getirilişi, bize ait olup olmamasını değil, içinde sevgi geçen bir günün bendeki yorumu da böyle demek istedim..
Tüm zamanlarda sevgiyle..

şarkı bu

 

9 Şubat 2012 Perşembe

durağan ruh hali

Biliyorum çok ara verdim..Günlerce hiç bakmadığım bile oldu bloglara..Oysa ki ne daha çok yoğundum, ne daha çok hareketli..

Düşünüyorum bir sebep de bulamıyorum uzak kalmama klavyeden..Belki de kelimeler parmaklarımın ucuna geliyor da geri dönüyor..

Sadece yazmaktan değil, okumaktan da uzağım..Düşünmekten uzak, ağlamaktan, gülmekten uzak.Sanırım da en çok kendime uzağım..Değişken ruh hallerinin uzak versiyonu da bu olsa gerek..

Şu sıralar beni üzen bir şey mi var, ya da aklıma takılan bir durum?Yok somut bir şey sadece sessizim..İç sesim bile suskun..Tam dilimin ucuna geliyor kelimeler hemen sımsıkı kapatıyorum ağzımı, çıkmasınlar diye..

Sevdim  bu hali bir süreliğine de olsa..Hayat değişkenliklerden ibaret bir durağanlık hali bence..En hareketli olduğunu düşündüğünüz anda alabildiğine donuk, belki ruhsuz..

En sevdiğim kar  bile sosyalleştiremedi kelimelerimi..Hep saklı kaldılar kuytu köşelerde..Tüm coşkusunu, mutluluğunu sadece kendim, içimde yaşadım..Dublör gibi seslendirmek gerekmiyor ya  hep hayatı..Duruşlar, bakışlar da birer ses..Sessizlikse bazen çığlık..

Kar ile buluşmamız yine en güzelinden, en özelinden oldu..Zirvelerden seyrettim o muhteşem beyazlığı..Basılmamış metrelerce kalınlıktaki karlarda yürümenin hafifliğini yaşadım, huzurla..Dokundum, soğuğu iliklerimde hissetmek pahasına yürüdüm karlarda..

Sahlepimin sıcaklığı ve tarçın kokusunun eşliğinde insanların düşmesini izledim ve gülenleri onlara.. Büyülendim tekrar tekrar..Hiç vazgeçmedim sevmekten karların ağırlığından dalları eğilmiş ağaçları izlemeyi..En tepedekine dokunacak kadar yaklaşıp dokunamamayı, soğuktan donan parmaklarla ve kırmızı bir burunla tekrar tekrar zirvelerde gezmeyi..

Büyülendim dağlardaki kar kentimin caddelerine de düşünce..Ve yine yeniden mutlu oldum, en masumundan en  coşkulu hallerle..Seyrine doyamadan bırakıp gitti bizi beyaz büyü yine..
Şimdi; kendini unutturmak istemezcesine atıştırıyor minik minik yerlere..Dokunuyor benim gibi hisseden yüreklere..

İşte böyle..